<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/" xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/" xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/" version="2.0">
  <channel>
    <title>Uşak Haber Gazetesi</title>
    <link>https://usakhabergazetesi.com.tr</link>
    <description>Doğru, güvenilir ve tarafız habercilik</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://usakhabergazetesi.com.tr/rss/saglik" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>Copyright © 2025. Her hakkı saklıdır.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Sun, 12 Apr 2026 12:13:19 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://usakhabergazetesi.com.tr/rss/saglik"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item>
      <title><![CDATA[Koku Kaybı Parkinson’un İlk Sinyali Olabilir]]></title>
      <link>https://usakhabergazetesi.com.tr/koku-kaybi-parkinsonun-ilk-sinyali-olabilir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://usakhabergazetesi.com.tr/koku-kaybi-parkinsonun-ilk-sinyali-olabilir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Uzmanlara göre Parkinson hastalığı, titreme başlamadan yıllar önce koku kaybı gibi erken belirtilerle ortaya çıkabiliyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Biruni Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Nöroloji Uzmanı Demet Aygün Üstel, Parkinson hastalığı hakkında önemli uyarılarda bulundu. Üstel, hastalığın yalnızca titreme ve hareket kısıtlılığıyla sınırlı olmadığını, yıllar öncesinden bazı erken belirtilerle kendini gösterebildiğini söyledi.</p>

<p>Halk arasında daha çok el titremesiyle bilinen Parkinson’un, aslında çok daha erken dönemde farklı sinyaller verdiğine dikkat çeken Üstel, koku alma duyusundaki azalma ya da kaybın bu işaretlerin başında geldiğini ifade etti. Üstel, “Hareketle ilgili belirtiler ortaya çıkmadan önce, beyindeki dopamin üreten hücrelerde hasar başlamış olabilir. Bu süreçte koku kaybı, uyku bozuklukları ve kabızlık gibi bulgular görülebilir” dedi. Parkinson hastalığının ilerleyici bir sinir sistemi hastalığı olduğunu hatırlatan Üstel, erken belirtilerin fark edilmesinin tanı süreci açısından kritik öneme sahip olduğunu vurguladı. Özellikle uzun süre devam eden ve herhangi bir nedene bağlanamayan koku kaybının göz ardı edilmemesi gerektiğini belirtti. Üstel, hastalığın yalnızca titreme ile sınırlı olmadığını da şu sözlerle dile getirdi: “Hareketlerde yavaşlama, kaslarda sertlik, küçük adımlarla yürüme ve denge sorunları da Parkinson’un önemli belirtileri arasında yer alır. Ancak bu bulgular ortaya çıkmadan yıllar önce bazı erken ipuçları görülebilir.”</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Koku kaybının tek başına Parkinson anlamına gelmeyeceğinin altını çizen Üstel, bu durumun farklı hastalıklardan da kaynaklanabileceğini ifade etti. Ancak uzun süreli ve açıklanamayan koku alma problemlerinde bir nöroloji uzmanına başvurmanın önemine dikkat çekti. Erken tanının tedavi sürecine önemli katkı sağladığını belirten Üstel, düzenli takip ve uygun tedavi yöntemleriyle hastaların yaşam kalitesinin uzun yıllar korunabileceğini sözlerine ekledi. (Kaynak: AA)</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>Haber Merkezi</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://usakhabergazetesi.com.tr/koku-kaybi-parkinsonun-ilk-sinyali-olabilir</guid>
      <pubDate>Sun, 12 Apr 2026 04:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://usakhabergazetesicomtr.teimg.com/crop/1280x720/usakhabergazetesi-com-tr/uploads/2026/04/parkinson-1.jpg" type="image/jpeg" length="88463"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Bahar Hastalıklarına Dikkat: Uzmanlardan Uyarı]]></title>
      <link>https://usakhabergazetesi.com.tr/bahar-hastaliklarina-dikkat-uzmanlardan-uyari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://usakhabergazetesi.com.tr/bahar-hastaliklarina-dikkat-uzmanlardan-uyari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Bahar aylarıyla birlikte alerji, grip ve solunum yolu hastalıkları artıyor. Uzmanlar, bağışıklığı güçlendirmek ve korunmak için uyarıyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Kışın ardından havaların ısınmasıyla birlikte bahar ayları birçok kişi için rahatlama anlamına gelse de, sağlık açısından yeni riskleri de beraberinde getiriyor. Özellikle Alerjik rinit, Grip ve Üst solunum yolu enfeksiyonları bu dönemde en sık görülen rahatsızlıklar arasında yer alıyor.</p>

<p><strong>Polenler alerjiyi tetikliyor</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bahar aylarında doğanın canlanmasıyla birlikte havadaki polen miktarı hızla artıyor. Bu durum, özellikle alerjik bünyeye sahip kişilerde burun akıntısı, hapşırık, gözlerde kaşıntı ve sulanma gibi şikâyetlere yol açıyor. Uzmanlar, polen yoğunluğunun yüksek olduğu saatlerde dışarıda uzun süre kalınmaması gerektiğini belirtiyor.</p>

<p><strong>Ani hava değişimleri hastalığa davetiye çıkarıyor</strong></p>

<p>Gün içinde yaşanan ani sıcaklık değişimleri, bağışıklık sistemini zorlayarak hastalıklara zemin hazırlıyor. Sabah serin, öğle saatlerinde ise sıcak olan hava koşulları nedeniyle yanlış giyinme, özellikle soğuk algınlığı ve grip vakalarının artmasına neden oluyor.</p>

<p><strong>Bağışıklık sistemi zayıflayabiliyor</strong></p>

<p>Mevsim geçişlerinde vücudun adaptasyon süreci bağışıklık sistemini geçici olarak zayıflatabiliyor. Bu durumda enfeksiyonlara karşı direncin düşmesine yol açıyor. Yetersiz uyku, düzensiz beslenme ve stres gibi faktörler de riski artırıyor.</p>

<p><strong>Korunmak için nelere dikkat edilmeli?</strong></p>

<p>Uzmanlar, bahar hastalıklarından korunmak için şu önerilerde bulunuyor:</p>

<p>Dengeli ve vitamin açısından zengin beslenin</p>

<p>Günlük su tüketimini artırın</p>

<p>Hava durumuna uygun giyinin</p>

<p>Eller hijyenine dikkat edin</p>

<p>Kapalı ortamları sık sık havalandırın</p>

<p>Gerekli durumlarda maske kullanın</p>

<p>Erken önlem hayat kurtarır</p>

<p>Bahar aylarında ortaya çıkan belirtilerin hafife alınmaması gerektiğini vurgulayan uzmanlar, özellikle uzun süren öksürük, yüksek ateş ve nefes darlığı gibi durumlarda sağlık kuruluşlarına başvurulmasını öneriyor. Baharın keyfini sağlıklı bir şekilde çıkarabilmek için alınacak basit önlemler, olası hastalıkların önüne geçilmesinde büyük rol oynuyor.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>HABER MERKEZİ</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://usakhabergazetesi.com.tr/bahar-hastaliklarina-dikkat-uzmanlardan-uyari</guid>
      <pubDate>Sat, 11 Apr 2026 04:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://usakhabergazetesicomtr.teimg.com/crop/1280x720/usakhabergazetesi-com-tr/uploads/2026/04/mevsim-gecisinin-etkileri.jpg" type="image/jpeg" length="13702"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Çocuk Gelişiminde Ailenin Rolü Belirleyici]]></title>
      <link>https://usakhabergazetesi.com.tr/cocuk-gelisiminde-ailenin-rolu-belirleyici</link>
      <atom:link rel="self" href="https://usakhabergazetesi.com.tr/cocuk-gelisiminde-ailenin-rolu-belirleyici" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Uzmanlara göre, çocuğun fiziksel, zihinsel ve duygusal gelişiminde en güçlü etki aile ortamından geliyor. Sağlıklı bireylerin temeli evde atılıyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Çocukların sağlıklı bir birey olarak yetişmesinde en kritik rolü aile üstleniyor. Uzmanlar, özellikle erken yaşlarda kurulan ebeveyn-çocuk ilişkisinin, bireyin tüm yaşamını etkileyen temel bir yapı oluşturduğunu belirtiyor. Çocuk Gelişimi alanında yapılan çalışmalar, sevgi, güven ve tutarlı iletişim ortamında büyüyen çocukların hem akademik hem de sosyal açıdan daha başarılı olduğunu ortaya koyuyor.</p>

<p><strong>İlk öğrenme ortamı: Aile</strong></p>

<p>Çocuk için ilk sosyal çevre aile olarak kabul ediliyor. Bu nedenle çocuk, temel davranış kalıplarını, değerleri ve iletişim biçimlerini ilk olarak ev ortamında öğreniyor. Uzmanlar, özellikle 0-6 yaş döneminin kritik olduğuna dikkat çekerek, bu süreçte verilen ilginin ve kurulan bağın ileriki yaşlara doğrudan yansıdığını ifade ediyor.</p>

<p><strong>Duygusal bağ gelişimi etkiliyor</strong></p>

<p>Sağlıklı bir duygusal bağ, çocuğun kendine güvenini artırırken, stresle baş etme becerisini de güçlendiriyor. Aile içinde kurulan açık iletişim, çocuğun kendini ifade etmesini kolaylaştırıyor. Uzmanlara göre ilgisiz, baskıcı ya da tutarsız aile tutumları ise çocuklarda kaygı, özgüven eksikliği ve davranış sorunlarına yol açabiliyor.</p>

<p><strong>Model alma süreci kritik</strong></p>

<p>Çocuklar, ebeveynlerini rol model alarak öğreniyor. Günlük yaşamda sergilenen davranışlar, kullanılan dil ve problem çözme yöntemleri çocuk tarafından doğrudan taklit ediliyor. Bu nedenle ebeveynlerin tutarlı ve olumlu davranışlar sergilemesi büyük önem taşıyor.</p>

<p><strong>Sağlıklı gelişim için öneriler</strong></p>

<p>Uzmanlar, çocuk gelişimini desteklemek için ailelere şu önerilerde bulunuyor:</p>

<p>Çocuğa zaman ayırın ve birlikte kaliteli vakit geçirin, Açık ve sevgi dolu iletişim kurun, Sınırları net ama anlayışlı şekilde belirleyin, Başarıdan çok çabayı takdir edin ve Teknoloji kullanımını dengeli tutun. Uzmanlar, sağlıklı toplumların temelinde güçlü aile yapısının bulunduğunu vurgularken, çocukların gelişiminde sevgi, ilgi ve güven ortamının vazgeçilmez olduğunu ifade ediyor. Aile içinde kurulan sağlam bağların, çocukların hem bireysel mutluluğunu hem de toplumsal uyumunu doğrudan etkilediği belirtiliyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p></p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>HABER MERKEZİ</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://usakhabergazetesi.com.tr/cocuk-gelisiminde-ailenin-rolu-belirleyici</guid>
      <pubDate>Fri, 10 Apr 2026 04:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://usakhabergazetesicomtr.teimg.com/crop/1280x720/usakhabergazetesi-com-tr/uploads/2026/04/ailenin-gucu-ve-cocuk-gelisimi.jpg" type="image/jpeg" length="91742"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Türkiye’de Böbrek Sağlığı İçin Kritik Yol Haritası]]></title>
      <link>https://usakhabergazetesi.com.tr/turkiyede-bobrek-sagligi-icin-kritik-yol-haritasi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://usakhabergazetesi.com.tr/turkiyede-bobrek-sagligi-icin-kritik-yol-haritasi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Türkiye’de kronik böbrek hastalığına karşı stratejik öneriler hazırlandı. Erken tanı, tarama ve eğitim odaklı yeni model öne çıktı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Türkiye Sağlık Enstitüleri Başkanlığı tarafından, AstraZeneca Türkiye’nin koşulsuz desteğiyle düzenlenen çalıştayda, Türkiye’de giderek artan kronik böbrek hastalığı (KBH) yüküne karşı kapsamlı bir yol haritası hazırlandı. “Küresel Hedeflerden Ulusal Eylemlere: Böbrek Sağlığının Güçlendirilmesi” başlığıyla gerçekleştirilen toplantıda, erken tanıdan dijital sağlık sistemlerine kadar geniş bir çerçevede çözüm önerileri ele alındı.</p>

<p><strong>Her 7 Yetişkinden Biri Risk Altında</strong></p>

<p>Uzmanların paylaştığı veriler, kronik böbrek hastalığının Türkiye’de ciddi bir halk sağlığı sorunu haline geldiğini ortaya koydu. Ülkede her 7 yetişkinden birinin bu hastalıkla mücadele ettiği belirtilirken, hastalığın çoğu zaman belirti vermeden ilerlemesi nedeniyle geç fark edildiği vurgulandı. Farkındalık oranlarının düşük olması ise en dikkat çeken başlıklar arasında yer aldı. Erken evrede hastaların büyük çoğunluğu hastalığının farkında olmadan yaşamını sürdürürken, ileri evrelerde bile bu oran istenilen seviyeye ulaşamıyor.</p>

<p><strong>Risk Faktörleri Alarm Veriyor</strong></p>

<p>Türkiye’de diyabet ve hipertansiyon gibi kronik hastalıkların yaygınlığı, böbrek hastalıklarının artmasında önemli rol oynuyor. Bunun yanında yüksek tuz tüketimi ve yaşam tarzı alışkanlıkları da riski büyüten unsurlar arasında gösteriliyor. Uzmanlar, mevcut tablo karşısında önleyici sağlık hizmetlerinin güçlendirilmesi gerektiğine dikkat çekiyor.</p>

<p><strong>Tedavi Değil, Koruyucu Sağlık Modeli Öne Çıkıyor</strong></p>

<p>Çalıştayda öne çıkan en önemli yaklaşım, hastalık odaklı tedavi modelinden, koruyucu ve erken müdahale temelli bir sağlık sistemine geçiş oldu. Bu kapsamda özellikle risk grubundaki bireylerin düzenli taramadan geçirilmesi, birinci basamak sağlık hizmetlerinin güçlendirilmesi ve dijital sağlık altyapısının etkin kullanılması gerektiği vurgulandı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>Eğitimden Gıdaya Kapsamlı Önlemler</strong></p>

<p>Hazırlanan raporda, toplum genelinde sağlık bilincinin artırılması için eğitim sistemine böbrek sağlığı konularının entegre edilmesi önerildi. Ayrıca gıda sektöründe tuz ve şeker oranlarının azaltılmasına yönelik düzenlemelerin önemine dikkat çekildi. Toplumun sağlık okuryazarlığının artırılması ve vatandaşların sürece aktif katılımının sağlanması, çözümün önemli parçaları arasında yer aldı.</p>

<p><strong>“Türkiye Küresel Model Olabilir”</strong></p>

<p>Çalıştaya ilişkin değerlendirmede bulunan Hilmi Erdem Sümbül, kamu, akademi ve özel sektörün ortak hareket etmesi halinde Türkiye’nin böbrek sağlığı yönetiminde örnek bir model haline gelebileceğini ifade etti. Hazırlanan stratejik önerilerin hayata geçirilmesiyle birlikte, Türkiye’de kronik böbrek hastalığının yükünün azaltılması ve toplum sağlığının güçlendirilmesi hedefleniyor. (Kaynak: www.bordopr.com)</p>

<p></p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>HABER MERKEZİ</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://usakhabergazetesi.com.tr/turkiyede-bobrek-sagligi-icin-kritik-yol-haritasi</guid>
      <pubDate>Thu, 09 Apr 2026 04:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://usakhabergazetesicomtr.teimg.com/crop/1280x720/usakhabergazetesi-com-tr/uploads/2026/04/calistay-3.jpg" type="image/jpeg" length="65153"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Düşünceler Hayatı Şekillendiriyor, Uzmanından Kritik Uyarı]]></title>
      <link>https://usakhabergazetesi.com.tr/dusunceler-hayati-sekillendiriyor-uzmanindan-kritik-uyari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://usakhabergazetesi.com.tr/dusunceler-hayati-sekillendiriyor-uzmanindan-kritik-uyari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Psikolog Mustafa Yıldız’a göre otomatik düşünceler duyguları doğrudan etkiliyor. Olumsuz düşünce kalıplarını fark etmek büyük önem taşıyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Psikolog Mustafa Yıldız, düşüncelerin insan zihninde çoğu zaman hızlı ve otomatik şekilde ortaya çıktığını belirterek, bu sürecin hem faydalı hem de riskli yönleri olduğuna dikkat çekiyor. Günlük yaşamda pek çok durumu farkında olmadan yorumladığımızı ifade eden Yıldız, özellikle ani tehlike anlarında bu otomatik düşüncelerin hayati rol oynadığını vurguluyor.</p>

<p><strong>Otomatik düşünceler hayat kurtarabilir</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Uzmanlara göre, örneğin aniden üzerinize gelen bir aracı fark ettiğinizde zihniniz yalnızca gerekli bilgilere odaklanır ve sizi hızlıca harekete geçirir. Bu tür düşünme biçimi, detaylara takılmadan doğru tepki vermeyi sağlayarak kişinin güvenliğini korur. Ancak duygusal olarak zor dönemlerde aynı mekanizma farklı şekilde çalışabiliyor. Kişi, olayların yalnızca olumsuz yönlerine odaklanma eğilimi gösterebiliyor. Bu durum, gerçekçi değerlendirme yapmayı zorlaştırırken, zihinde sürekli negatif bir düşünce döngüsü oluşmasına neden olabiliyor. Yıldız, özellikle duygusal rahatsızlık yaşayan bireylerde günün büyük bölümünde olumsuz düşüncelerin baskın olabildiğini belirtiyor. Bu da kişinin ruh halini doğrudan etkiliyor.</p>

<p><strong>Geçmiş deneyimler düşünce kalıplarını şekillendiriyor</strong></p>

<p>Geçmişte yaşanan olumsuz ya da travmatik deneyimler, bireyin düşünce yapısını kalıcı olarak etkileyebiliyor. Bir dönem koruyucu olan düşünce kalıpları, zamanla genelleşerek kişinin hayatını zorlaştırabiliyor. Örneğin geçmişte yaşanan bir tehlike, ilerleyen süreçte benzer ya da ilgisiz durumlara karşı bile aşırı kaygı oluşturabiliyor. Aynı durum ilişkilerde de görülerek, güven duygusunu zedeleyebiliyor.</p>

<p><strong>Düşünce ve duygu birbirini etkiliyor</strong></p>

<p>Psikolog Mustafa Yıldız, “Düşünce ve duygu arasında güçlü bir etkileşim bulunuyor. Bir durumu nasıl yorumladığımız, nasıl hissedeceğimizi belirlerken; içinde bulunduğumuz ruh hali de düşüncelerimizi şekillendiriyor. Örneğin, bir mesajın gecikmesini “ilgilenmiyor” şeklinde yorumlamak olumsuz duygulara yol açarken, “yoğun olabilir” şeklinde değerlendirmek daha dengeli bir ruh hali oluşturabiliyor” dedi.</p>

<p><strong>Fark etmek ve sorgulamak kritik</strong></p>

<p>Psikolog Mustafa Yıldız, olumsuz otomatik düşüncelerle baş etmenin ilk adımının bu düşüncelerin farkına varmak olduğunu belirterek, bu düşüncelerin ne kadar gerçekçi ve ne kadar işlevsel olduğunun sorgulanması gerektiğini vurguladı. (Kaynak: DoktorTakvimi)</p>

<p></p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>HABER MERKEZİ</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://usakhabergazetesi.com.tr/dusunceler-hayati-sekillendiriyor-uzmanindan-kritik-uyari</guid>
      <pubDate>Wed, 08 Apr 2026 04:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://usakhabergazetesicomtr.teimg.com/crop/1280x720/usakhabergazetesi-com-tr/uploads/2026/04/saglik1-7.jpg" type="image/jpeg" length="52180"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Kilo Veremiyorsanız Nedeni Bu Olabilir!]]></title>
      <link>https://usakhabergazetesi.com.tr/kilo-veremiyorsaniz-nedeni-bu-olabilir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://usakhabergazetesi.com.tr/kilo-veremiyorsaniz-nedeni-bu-olabilir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Diyet ve spora rağmen incelmeyen bölgeler lipödem belirtisi olabilir. Uzmanlar, bu durumun irade değil genetik kaynaklı olduğunu vurguluyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Diyet ve egzersize rağmen özellikle bacak, basen ve kollarda incelme sağlanamaması birçok kişi için hayal kırıklığı yaratıyor. Ancak uzmanlara göre bu durum çoğu zaman irade eksikliğiyle değil, altta yatan sağlık sorunlarıyla ilişkili olabilir. Estetik ve Plastik Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Ahmet Karacalar, bu tür vakalarda sıklıkla gözden kaçan bir hastalığa dikkat çekiyor: Lipödem.</p>

<p>Prof. Dr. Karacalar’a göre lipödem, geçmişten günümüze taşınan genetik bir mekanizmanın sonucu. İlkel çağlarda hayatta kalmayı kolaylaştıran bu durum, günümüzde estetik ve sağlık açısından sorunlara yol açabiliyor. Uzman isim, özellikle mide küçültme operasyonu geçiren hastalarda bile lipödemli bölgelerde yağın kalmaya devam ettiğini belirtiyor. Bu da hastalığın klasik kilo verme yöntemlerinden farklı bir yapıya sahip olduğunu ortaya koyuyor.</p>

<p><strong>Hormonal süreç ve lenfatik sistem etkileniyor</strong></p>

<p>Lipödemin temelinde sadece kalori dengesi değil, hormonal ve dolaşım sistemiyle ilgili faktörler yer alıyor. Yağ dokusunun dolaşımın zayıf olduğu bölgelerde biriktiğini belirten Karacalar, bu durumun zamanla lenfatik sistemi de etkilediğini ifade ediyor. Lenfatik durgunluk nedeniyle dokularda sıvı birikimi artarken, bu durum yağ dokusunun daha da dirençli hale gelmesine yol açıyor. Böylece süreç kısır bir döngüye dönüşüyor.</p>

<p><strong>Psikolojik etkileri göz ardı edilmemeli</strong></p>

<p>Tanı konulamayan hastalarda sürekli diyet denemeleri ve başarısızlık duygusu ciddi psikolojik sorunlara neden olabiliyor. Uzmanlar, özellikle yeme bozuklukları ve özgüven kaybının bu süreçte sık görüldüğüne dikkat çekiyor. İleri vakalarda ise bu durumun Anoreksiya gibi ciddi rahatsızlıklara kadar ilerleyebileceği ifade ediliyor.</p>

<p><strong>Kronik iltihap ve tiroid bağlantısı</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Lipödemli bireylerde yağ dokusunda kronik iltihaplanma görülebildiğini belirten Karacalar, bunun vücudun yağ yakma kapasitesini olumsuz etkilediğini vurguladı. Tiroid hastalıkları ile lipödem arasında güçlü bir ilişki bulunabileceğine dikkat çeken Karacalar, Bu durumun, tedavi sürecinin mutlaka multidisipliner bir yaklaşımla ele alınması gerektiğinin altını çizdi. (Kaynak: ahmetkaracalar.com)</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>HABER MERKEZİ</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://usakhabergazetesi.com.tr/kilo-veremiyorsaniz-nedeni-bu-olabilir</guid>
      <pubDate>Tue, 07 Apr 2026 04:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://usakhabergazetesicomtr.teimg.com/crop/1280x720/usakhabergazetesi-com-tr/uploads/2026/04/prof.jpg" type="image/jpeg" length="79025"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Dijital Bağımlılık Beynin Ödül Sistemini Tetikliyor]]></title>
      <link>https://usakhabergazetesi.com.tr/dijital-bagimlilik-beynin-odul-sistemini-tetikliyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://usakhabergazetesi.com.tr/dijital-bagimlilik-beynin-odul-sistemini-tetikliyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Uzmanlar uyarıyor: Kontrolsüz ekran kullanımı, beynin ödül sistemini etkileyerek bağımlılığa yol açabiliyor. Dijital denge kritik hale geldi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Dijital teknolojilerin hayatın merkezine yerleşmesiyle birlikte ekran başında geçirilen süre hızla artarken, uzmanlar kontrolsüz kullanımın yeni riskler doğurduğuna dikkat çekiyor. Prof. Dr. Ömer Faruk Şimşek, dijital bağımlılığın günümüzde en yaygın davranışsal risk alanlarından biri haline geldiğini vurguladı. İstanbul Rumeli Üniversitesi Psikoloji Bölüm Başkanı olan Şimşek, dijital platformların tesadüfi değil, bilinçli şekilde tasarlandığını belirterek, “Bu sistemler beynin ödül mekanizmasını sürekli harekete geçirecek biçimde kurgulanıyor” dedi.</p>

<p><strong>Her bildirim küçük bir ödül etkisi yaratıyor</strong></p>

<p>Dijital dünyanın sunduğu hız ve erişim kolaylığının hayatı kolaylaştırdığını belirten Şimşek, kontrolsüz kullanımın psikolojik sonuçlarına dikkat çekti. Sosyal medya bildirimleri, beğeniler ve anlık içeriklerin beyindeki dopamin sistemini aktive ettiğini ifade eden Şimşek, bu süreci şu sözlerle anlattı:</p>

<p>“Her bildirim beyinde küçük bir ödül etkisi oluşturuyor. Bu durum zamanla alışkanlığa, ardından da kontrol kaybına dönüşebiliyor.”</p>

<p>Şimşek, Bu mekanizmanın, bireyde fark edilmeden gelişen tekrar eden kontrol etme davranışını tetiklediğini belirten Şimşek, kişilerin kısa süreli rahatlama için sürekli ekrana yöneldiğini söyledi.</p>

<p><strong>Yaşa göre değişen riskler</strong></p>

<p>Dijital bağımlılığın etkileri yaş gruplarına göre farklılık gösteriyor. Gençlerde sosyal medya ve çevrim içi oyunların daha belirleyici olduğunu ifade eden Şimşek, yetişkinlerde ise iş odaklı ekran kullanımı ve sürekli çevrim içi kalma baskısının öne çıktığını belirtti. Gençlerde sosyal onay ihtiyacı ve akran ilişkileri etkili olurken, yetişkinlerde “kaçırma korkusu” ve iş sürekliliği kaygısı dikkat çekiyor. Her iki grupta da uzun süreli ekran kullanımının dikkat dağınıklığı, uyku problemleri ve yüz yüze iletişimde zayıflamaya yol açtığına dikkat çekildi.</p>

<p><strong>Gece ekranı biyolojik ritmi bozuyor</strong></p>

<p>Özellikle gece saatlerinde artan ekran maruziyetinin biyolojik ritmi olumsuz etkilediğini vurgulayan Şimşek, bunun zihinsel yorgunluğu artırdığını ve uyku kalitesini düşürdüğünü belirtti. Şimşek, uyku öncesi ekran kullanımının azaltılması, hem zihinsel hem de fiziksel sağlık açısından kritik önem taşıdığını vurguladı. Dijital bağımlılıkla mücadelede en önemli kavramın “dijital denge” olduğunu ifade eden Şimşek, teknolojiyi tamamen hayat dışına çıkarmanın gerçekçi olmadığını söyledi. Günlük ekran süresinin sınırlandırılması, gereksiz bildirimlerin kapatılması ve teknoloji dışı zaman dilimlerinin oluşturulmasının etkili yöntemler arasında yer aldığını belirtti. Ayrıca yemek saatlerinde ve uyumadan önce ekran kullanımının azaltılmasının aile içi iletişimi güçlendirdiğini ve uyku kalitesini artırdığını ifade etti.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>Dijital farkındalık erken yaşta başlamalı</strong></p>

<p>Şimşek, yüz yüze iletişimin artırılması ve fiziksel aktivitelerin günlük yaşama dahil edilmesinin dengeleyici rol oynadığını belirterek, dijital farkındalık eğitimlerinin erken yaşlarda verilmesi gerektiğine dikkat çekti. Açıklamasının sonunda önemli bir uyarıda bulunan Şimşek, teknolojinin doğru kullanıldığında hayatı kolaylaştırdığını ancak sınır konulmadığında ciddi psikolojik ve sosyal riskler doğurabileceğini belirtti:</p>

<p>“Teknolojiyi hayatımızdan çıkarmak gerçekçi değil. Önemli olan, onun bizi yönetmesine izin vermemek. Dijital farkındalık geliştikçe bireyler ekranla kurdukları ilişkiyi daha bilinçli şekilde düzenleyebilir.” (Kaynak: dlr.gen.tr)</p>

<p></p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>HABER MERKEZİ</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://usakhabergazetesi.com.tr/dijital-bagimlilik-beynin-odul-sistemini-tetikliyor</guid>
      <pubDate>Mon, 06 Apr 2026 04:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://usakhabergazetesicomtr.teimg.com/crop/1280x720/usakhabergazetesi-com-tr/uploads/2026/04/dijitallesme.jpg" type="image/jpeg" length="29656"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Robotik Cerrahi Ürolojide Yeni Dönemin Kapısını Açıyor]]></title>
      <link>https://usakhabergazetesi.com.tr/robotik-cerrahi-urolojide-yeni-donemin-kapisini-aciyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://usakhabergazetesi.com.tr/robotik-cerrahi-urolojide-yeni-donemin-kapisini-aciyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Üroloji Uzmanı Prof. Dr. Şahin Kabay, robotik cerrahinin birçok hastalıkta başarıyla kullanıldığını belirterek, bu yöntemin hızla yaygınlaştığını söyledi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Tıp alanındaki teknolojik gelişmeler, cerrahi yöntemlerde köklü değişimleri beraberinde getiriyor. Şahin Kabay, robotik cerrahinin özellikle üroloji alanında giderek daha geniş bir kullanım alanına sahip olduğunu belirterek, bu yöntemin hem hekimlere hem de hastalara önemli avantajlar sunduğunu ifade etti. Robotik cerrahinin temel prensibine değinen Kabay, cerrahın ameliyatı bir konsol aracılığıyla yönettiğini belirterek, üç boyutlu yüksek çözünürlüklü görüntü ve hassas hareket kabiliyeti sayesinde operasyonların çok daha kontrollü şekilde gerçekleştirilebildiğini söyledi.</p>

<p><strong>Prostat kanserinde öne çıkıyor</strong></p>

<p>Robotik cerrahinin en sık kullanıldığı alanlardan birinin prostat kanseri olduğunu vurgulayan Kabay, özellikle radikal prostatektomi ameliyatlarında bu yöntemin başarılı sonuçlar verdiğini dile getirdi. İyi huylu prostat büyümesinde de robotik cerrahinin etkili bir seçenek sunduğunu belirten Kabay, büyük prostatlarda uygulanan robotik basit prostatektomi (RAPA) yönteminin hasta konforunu artırdığını kaydetti.</p>

<p><strong>Kadın hastalarda da etkili</strong></p>

<p>Robotik cerrahinin yalnızca erkek hastalıklarıyla sınırlı olmadığını ifade eden Kabay, kadınlarda idrar kaçırma ve pelvik organ sarkması gibi durumlarda da bu teknolojiden faydalanıldığını söyledi. Bu kapsamda uygulanan Burch operasyonu ve sakrokolpopeksi gibi cerrahi işlemlerin robotik sistemlerle daha hassas ve güvenli şekilde yapılabildiğini belirtti.</p>

<p><strong>Böbrek ve idrar yolları hastalıklarında başarı</strong>Robotik cerrahinin böbrek kanseri tedavisinde de yaygın olarak kullanıldığını aktaran Kabay, hem radikal hem de parsiyel nefrektomi ameliyatlarının bu yöntemle başarıyla gerçekleştirildiğini ifade etti. Ayrıca böbreküstü bezi hastalıkları, üreter darlıkları ve vezikoüreteral reflü gibi pek çok rahatsızlıkta robotik cerrahinin tercih edildiğini belirten Kabay, özellikle piyeloplasti ameliyatlarının bu alanda öne çıktığını söyledi.</p>

<p><strong>Karmaşık vakalarda da tercih ediliyor</strong></p>

<p>Taş hastalıklarında genellikle farklı yöntemlerin tercih edildiğini ifade eden Kabay, bazı özel ve karmaşık durumlarda böbrek ve üreter taşlarının tedavisinde de robotik cerrahinin kullanılabildiğini dile getirdi.</p>

<p><strong>Hastaya ve hekime önemli avantajlar sunuyor</strong></p>

<p>Robotik cerrahinin sunduğu avantajlara da değinen Kabay, küçük kesilerle yapılan operasyonların daha az kanama, daha kısa hastanede kalış süresi ve hızlı iyileşme gibi önemli faydalar sağladığını belirtti. Ameliyat sırasında sağlanan yüksek hassasiyet sayesinde komplikasyon risklerinin de azaldığını ifade eden Kabay, bu teknolojinin cerrahi başarı oranlarını artırdığını vurguladı.</p>

<p><strong>Gelecekte daha yaygın olacak</strong></p>

<p>Robotik cerrahinin ürolojideki kullanım alanının her geçen gün genişlediğini belirten Kabay, önümüzdeki yıllarda bu teknolojinin çok daha fazla hastalıkta standart tedavi yöntemi haline gelmesini beklediklerini söyledi. Kabay, “Bu gelişmeler hem cerrahlar hem de hastalar için oldukça umut verici” ifadeleriyle değerlendirmesini tamamladı. (Kaynak: AKC Tanıtım)</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p></p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>HABER MERKEZİ</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://usakhabergazetesi.com.tr/robotik-cerrahi-urolojide-yeni-donemin-kapisini-aciyor</guid>
      <pubDate>Sun, 05 Apr 2026 04:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://usakhabergazetesicomtr.teimg.com/crop/1280x720/usakhabergazetesi-com-tr/uploads/2026/04/prof-dr-sahin-kabay.jpg" type="image/jpeg" length="98234"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Türkiye’de 15 Milyon Kişi Ortodonti Tedavisine İhtiyaçlı]]></title>
      <link>https://usakhabergazetesi.com.tr/turkiyede-15-milyon-kisi-ortodonti-tedavisine-ihtiyacli</link>
      <atom:link rel="self" href="https://usakhabergazetesi.com.tr/turkiyede-15-milyon-kisi-ortodonti-tedavisine-ihtiyacli" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Araştırmaya göre ebeveynlerin yüzde 33’ü ortodonti hakkında bilgi sahibi değil. Çocuklarda sorunlar geç fark ediliyor, tedavi gecikiyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Aligner Derneği için yapılan araştırma, Türkiye’de ortodonti alanında ciddi bir farkındalık eksikliği olduğunu ortaya koydu. Twentify tarafından gerçekleştirilen “Türkiye’de Ortodontik Tedavi Algısı ve Farkındalık Araştırması”na göre, yaklaşık 15 milyon kişinin ortodontik tedaviye ihtiyaç duyduğu belirtilirken, ebeveynlerin önemli bir kısmının bu konuda yeterli bilgiye sahip olmadığı görüldü. Araştırmaya göre ebeveynlerin yüzde 33’ü ortodonti hakkında hiçbir bilgiye sahip değil. Bu durum, çocuklarda diş ve çene sorunlarının geç fark edilmesine ve tedavi sürecinin gecikmesine neden oluyor.</p>

<p><strong>Çocuklarda belirtiler gözden kaçıyor</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Araştırma, ailelerin çocuklarında bazı belirtileri fark etmesine rağmen bunları ortodontik sorunlarla ilişkilendirmediğini ortaya koydu. Uzmanlara göre, ağzı açık uyuma, konuşurken zorlanma ve gülerken ağzını kapatma gibi belirtiler erken uyarı işareti olabilir. Bu belirtilerin göz ardı edilmesi, hem fiziksel sağlık hem de psikolojik gelişim açısından risk oluşturuyor.</p>

<p><strong>Şeffaf plak tedavisi yeterince bilinmiyor</strong></p>

<p>Modern tedavi yöntemlerinden biri olan şeffaf plak tedavisine yönelik bilgi düzeyinin oldukça düşük olduğu dikkat çekti. Katılımcıların %21’i bu tedavi hakkında hiçbir bilgiye sahip olmadığını, %34’ü sadece adını duyduğunu ve sadece %12’si ise iyi bildiği ifade edildi. Bu tablo, toplumda modern ortodonti yöntemlerine erişimde bilgi eksikliğinin önemli bir engel olduğunu gösteriyor.</p>

<p><strong>Estetik kaygı, çocuklarda daha etkili</strong></p>

<p>Araştırmanın dikkat çeken sonuçlarından biri de çocuklarda estetik kaygının, fiziksel ağrıdan daha etkili olabilmesi oldu. Yetişkinlerde en rahatsız edici durum %51 ile ağrı, Çocuklarda ise %45 ile estetik kaygı ilk sırada yer aldığı bu durum, ortodontik sorunların yalnızca sağlık değil, aynı zamanda özgüven ve sosyal gelişim açısından da değerlendirilmesi gerektiğini ortaya koyuyor.</p>

<p><strong>Uzmanlardan erken müdahale uyarısı</strong></p>

<p>Aligner Derneği Başkanı Ortodonti Uzmanı Dr. Aktan Zeki Çelik, ailelerin sorunları çoğu zaman fark ettiğini ancak bunları genel sağlıkla ilişkilendiremediğini belirtti. Çelik, çocukların en geç 7 yaşına kadar ortodontik değerlendirmeden geçmesi gerektiğini vurguladı. Uzman Psikolog İlknur Okay ise diş ve çene uyumsuzluklarının çocuklarda özgüven kaybına, sosyal çekilmeye ve akran zorbalığına kadar uzanan etkiler oluşturabileceğine dikkat çekti.</p>

<p><strong>Farkındalık kampanyası başlatıldı</strong></p>

<p>Elde edilen veriler doğrultusunda Aligner Derneği, “Çözümü Şeffaf Olabilir” adlı farkındalık kampanyasını başlattı. Kampanya ile ailelerin erken belirtileri tanıması, çocuklarını zamanında ortodontik değerlendirmeye götürmesi ve doğru tedavi seçenekleri hakkında bilinçlenmesi hedefleniyor. Araştırma, ortodontik tedavinin yalnızca estetik değil; fiziksel sağlık, psikolojik gelişim ve sosyal yaşam açısından da kritik bir rol oynadığını bir kez daha ortaya koydu.</p>

<p>(Kaynak: marjinal.com.tr)</p>

<p></p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>HABER MERKEZİ</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://usakhabergazetesi.com.tr/turkiyede-15-milyon-kisi-ortodonti-tedavisine-ihtiyacli</guid>
      <pubDate>Sat, 04 Apr 2026 04:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://usakhabergazetesicomtr.teimg.com/crop/1280x720/usakhabergazetesi-com-tr/uploads/2026/04/aligner-dernegi-basin-toplantisi.jpg" type="image/jpeg" length="52048"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Elazığ’da Dev Sağlık Yatırımı Hizmete Açıldı]]></title>
      <link>https://usakhabergazetesi.com.tr/elazigda-dev-saglik-yatirimi-hizmete-acildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://usakhabergazetesi.com.tr/elazigda-dev-saglik-yatirimi-hizmete-acildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Bakan Memişoğlu, Elazığ’da açılan Diş Hekimliği Fakültesi ve Ağız-Diş Sağlığı Hastanesiyle bölgeye güçlü sağlık hizmeti sunulacağını açıkladı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu, Fırat Üniversitesi bünyesinde yapımı tamamlanan Diş Hekimliği Fakültesi binası ile Ağız ve Diş Sağlığı Hastanesi’nin açılış törenine katıldı. Açılışta konuşan Bakan Memişoğlu, yatırımın Elazığ ve çevre iller için önemli bir sağlık merkezi olacağını vurguladı. Yeni açılan Ağız ve Diş Sağlığı Hastanesi’nin 183 diş üniti kapasitesiyle bölgeye hizmet vereceğini belirten Memişoğlu, modern altyapısıyla sağlık hizmetlerinin daha erişilebilir hale geleceğini ifade etti. Fırat Üniversitesi’nin yetiştirdiği nitelikli insan kaynağına dikkat çeken Bakan, bu yatırımın mevcut sağlık altyapısını daha ileri seviyeye taşıyacağını söyledi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bakan Memişoğlu, Türkiye’de ağız ve diş sağlığı alanında son yıllarda önemli bir gelişim sağlandığını belirterek, 23 yıl önce 14 merkezle hizmet verilirken bugün 137 hastane ve 275 merkezle hizmet sunulduğunu açıkladı.Ülke genelinde 53 bini aşkın diş hekiminin görev yaptığını kaydeden Memişoğlu, toplam 17 bin 912 diş ünitiyle vatandaşlara hizmet verildiğini ifade etti. Sağlık hizmetlerindeki kapasite artışının sonuçlarına değinen Memişoğlu, yalnızca son bir yılda 31 milyon 840 bin muayene ve tedavinin gerçekleştirildiğini belirtti. Koruyucu hekimliğin önemine dikkat çeken Bakan, Sağlıklı Hayat Merkezleri aracılığıyla vatandaşlara ücretsiz ağız ve diş sağlığı hizmetleri sunulduğunu vurguladı.</p>

<p>6 Şubat depremlerinin ardından sağlık altyapısının hızla yeniden ayağa kaldırıldığını ifade eden Memişoğlu, Elazığ’ın da içinde bulunduğu 11 ilde toplam 36 kamu hastanesinin inşasının tamamlandığını açıkladı. Toplam 5 bin 864 yatak kapasitesine sahip bu yatırımların, bölgedeki sağlık hizmetlerini önemli ölçüde güçlendirdiği belirtildi. Konuşmasında sağlık sisteminin bütüncül yapısına dikkat çeken Bakan Memişoğlu, kamu, üniversite ve özel sektörün birlikte hareket ettiğini belirterek, “Sağlıklı Türkiye Yüzyılı hedefimiz için hep birlikte çalışmaya devam edeceğiz” dedi. (Kaynak: Sağlık Bakanlığı)<br />
 </p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>Haber Merkezi</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://usakhabergazetesi.com.tr/elazigda-dev-saglik-yatirimi-hizmete-acildi</guid>
      <pubDate>Fri, 03 Apr 2026 04:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://usakhabergazetesicomtr.teimg.com/crop/1280x720/usakhabergazetesi-com-tr/uploads/2026/04/saglik-bakani-1.jpg" type="image/jpeg" length="30042"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Çocuklarda Geç Tanı Astım Riskini Büyütebiliyor]]></title>
      <link>https://usakhabergazetesi.com.tr/cocuklarda-gec-tani-astim-riskini-buyutebiliyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://usakhabergazetesi.com.tr/cocuklarda-gec-tani-astim-riskini-buyutebiliyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Çocuklarda uzun süren burun akıntısı, gece artan öksürük ve cilt döküntüsü gibi belirtilerin erken fark edilmemesi, ilerleyen dönemde astım riskini artırabiliyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Çocukluk çağında görülen alerjik hastalıkların zamanında teşhis edilmemesi, ilerleyen yıllarda daha ciddi solunum yolu sorunlarının önünü açabiliyor. Biruni Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Çocuk Alerji Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Mustafa Atilla Nursoy, özellikle erken dönemde fark edilmeyen alerjik tabloların astım gelişme riskini artırabileceğine dikkat çekti.</p>

<p>Üniversiteden yapılan açıklamada değerlendirmelerine yer verilen Nursoy, çocuklarda en sık görülen alerjik hastalıklar arasında alerjik rinit, besin alerjileri, atopik dermatit ve alerjik astımın bulunduğunu belirtti. Bu hastalıkların erken dönemde tanınmasının, ileride ortaya çıkabilecek solunum yolu problemlerinin önlenmesi açısından büyük önem taşıdığını vurguladı.</p>

<p>Prof. Dr. Nursoy, ailelerin bazı belirtileri sıradan bir soğuk algınlığıyla karıştırmaması gerektiğini söyledi. Uzun süren burun akıntısı, sık hapşırma, burun kaşıntısı, gözlerde sulanma, ciltte kaşıntılı döküntüler ve özellikle geceleri artan öksürüğün alerjik hastalıkların habercisi olabileceğini ifade etti.</p>

<p>Alerjik hastalıkların tedavisinin gecikmesi durumunda özellikle solunum yollarının etkilenebileceğini kaydeden Nursoy, bu sürecin ilerleyen dönemde astım riskini yükseltebileceğini belirtti. Bu nedenle erken tanı, düzenli takip ve doğru tedavi sürecinin ihmal edilmemesi gerektiğini söyledi.</p>

<p><strong>Ev ortamındaki alerjenlere dikkat</strong></p>

<p>Ev tozu akarları, polenler, hayvan tüyleri ve bazı gıdaların çocuklarda alerjik reaksiyonlara neden olabileceğini belirten Nursoy, ailelerin günlük yaşamda alabileceği basit önlemlerin de önemli olduğunu dile getirdi. Ev ortamının düzenli havalandırılması, toz tutan eşyaların azaltılması ve yatak ile yastık kılıflarının sık yıkanmasının alerjen maruziyetini azaltabileceğini aktardı.</p>

<p><strong>Besin alerjisinde tetikleyici gıdalar belirlenmeli</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Besin alerjisi şüphesi bulunan çocuklarda, reaksiyona yol açan gıdaların doğru şekilde tespit edilmesinin önemine işaret eden Nursoy, bu gıdalardan kaçınılmasının hastalığın kontrol altına alınmasına katkı sağlayacağını belirtti.</p>

<p>Uzmanlara göre erken tanı ve düzenli takip sayesinde çocuklarda görülen alerjik hastalıklar daha etkili şekilde kontrol edilebiliyor. Böylece hem astım gibi daha ciddi tabloların önüne geçilebiliyor hem de çocukların yaşam kalitesi artırılabiliyor. (Kaynak:AA)<br />
<br />
 </p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>Hüsnü Kazım Özler</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://usakhabergazetesi.com.tr/cocuklarda-gec-tani-astim-riskini-buyutebiliyor</guid>
      <pubDate>Thu, 02 Apr 2026 04:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://usakhabergazetesicomtr.teimg.com/crop/1280x720/usakhabergazetesi-com-tr/uploads/2026/04/cocuklarda-astim.jpg" type="image/jpeg" length="92075"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Her 36 Çocuktan 1’i Otizm Tanısı Alıyor]]></title>
      <link>https://usakhabergazetesi.com.tr/her-36-cocuktan-1i-otizm-tanisi-aliyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://usakhabergazetesi.com.tr/her-36-cocuktan-1i-otizm-tanisi-aliyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[2 Nisan Otizm Farkındalık Günü öncesi uzmanlar uyardı: Erken tanı ve yoğun eğitim, otizmli çocukların gelişiminde belirleyici rol oynuyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>2 Nisan Dünya Otizm Farkındalık Günü kapsamında değerlendirmelerde bulunan DoktorTakvimi uzmanlarından Çocuk ve Ergen Psikiyatrisi Uzm. Dr. Fatma Hülya Çakmak, otizm spektrum bozukluğunun (OSB) günümüzde daha sık tanı konulan nörogelişimsel bir durum olduğunu belirtti. Güncel verilere göre yaklaşık her 36 çocuktan 1’ine otizm tanısı konulduğunu ifade eden Çakmak, artan farkındalık ve genişleyen tanı kriterlerinin bu artışta etkili olduğunu söyledi. Otizmin erken çocukluk döneminde başlayan bir gelişim farklılığı olduğuna dikkat çeken Çakmak, özellikle ilk aylardan itibaren bazı işaretlerin gözlemlenebileceğini vurguladı.</p>

<p>Bebeklik döneminde göz teması kurmama, isme tepki vermeme, karşılıklı gülümsemenin zayıf olması ve iletişim kurmada isteksizlik gibi belirtilerin dikkate alınması gerektiğini belirten Çakmak, iki yaş itibarıyla bu bulguların daha belirgin hale geldiğini ifade etti. Otizm tanısının yalnızca uzman hekimler tarafından yapılan klinik değerlendirmeyle konulabildiğini belirten Çakmak, laboratuvar testleri ya da görüntüleme yöntemlerinin tanıda belirleyici olmadığını söyledi. Gerekli durumlarda ADI-R ve ADOS gibi yapılandırılmış değerlendirme araçlarının kullanılabildiğini dile getirdi.</p>

<p>Otizmin tek bir nedene bağlı olmadığını vurgulayan Çakmak, genetik ve çevresel faktörlerin birlikte rol oynadığını ifade etti. İleri yaşta ebeveynlik, prematürite ve gebelikte geçirilen bazı enfeksiyonların risk faktörleri arasında değerlendirildiğini belirten Çakmak, otizmin aşılarla hiçbir bağlantısının olmadığının bilimsel olarak netleştiğinin altını çizdi. Otizmin kesin bir tedavisi bulunmadığını ancak erken dönemde başlanan yoğun ve yapılandırılmış eğitimin en etkili yöntem olduğunu belirten Çakmak, haftada en az 25 saatlik eğitim programlarının önerildiğini söyledi. Erken müdahale alan çocuklarda dil gelişimi, sosyal iletişim ve bağımsız yaşam becerilerinde belirgin ilerlemeler görülebildiğini ifade etti.</p>

<p><strong>Aileler sürecin merkezinde yer alıyor</strong></p>

<p>Tedavi sürecinde ailelerin rolünün kritik olduğuna dikkat çeken Çakmak, ebeveynlerin aktif katılımının hem çocuk gelişimine hem de ailelerin psikolojik dayanıklılığına katkı sağladığını belirtti. Otizmli bireylerin çoğunun yaşam boyu desteğe ihtiyaç duyduğunu hatırlatan Çakmak, bu nedenle yalnızca çocuklara değil ailelere yönelik destek mekanizmalarının da güçlendirilmesi gerektiğini ifade etti.</p>

<p><strong>Eğitim bireyselleştirilmeli</strong></p>

<p>Otizmli çocukların eğitim sürecinin yalnızca okul ile sınırlı olmadığını vurgulayan Çakmak, her çocuk için bireyselleştirilmiş eğitim programlarının hazırlanmasının önemine işaret etti. Sosyal becerilerin geliştirilmesi için rol yapma, sosyal hikâyeler ve grup çalışmaları gibi bilimsel temelli yöntemlerin yaygınlaştırılması gerektiğini belirterek, bu alanda yerel yönetimlere ve ilgili kurumlara önemli görevler düştüğünü sözlerine ekledi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>HABER MERKEZİ</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://usakhabergazetesi.com.tr/her-36-cocuktan-1i-otizm-tanisi-aliyor</guid>
      <pubDate>Wed, 01 Apr 2026 04:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://usakhabergazetesicomtr.teimg.com/crop/1280x720/usakhabergazetesi-com-tr/uploads/2026/03/uzm-dr-fatma-hulya-cakmak.jpg" type="image/jpeg" length="48926"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[İş Stresi Sessiz Tehlike: Uzmandan Kritik Uyarılar]]></title>
      <link>https://usakhabergazetesi.com.tr/is-stresi-sessiz-tehlike-uzmandan-kritik-uyarilar</link>
      <atom:link rel="self" href="https://usakhabergazetesi.com.tr/is-stresi-sessiz-tehlike-uzmandan-kritik-uyarilar" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İş stresinin tükenmişliğe kadar ilerleyebileceğini belirten uzmanlar, erken müdahalenin hem ruh sağlığı hem de yaşam kalitesi için kritik olduğunu vurguluyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Medicana Bursa Hastanesi Psikiyatri bölümünden Ömer Öz, iş stresinin bireyin yaşamının tamamını etkileyebilen önemli bir ruhsal süreç olduğunu belirterek dikkat çeken değerlendirmelerde bulundu. Uzman Dr. Öz, iş hayatında yaşanan gerilimlerin yalnızca çalışma ortamıyla sınırlı kalmadığını, zamanla kişinin özel yaşamına da sirayet ettiğini ifade etti. Amirle yaşanan sorunlar, yoğun iş yükü ya da rekabet ortamının birey üzerinde ciddi baskı oluşturduğunu belirten Öz, “Eğer işe gitmek bir işkenceye dönüşüyorsa bu durum profesyonel destek gerektirir” dedi.</p>

<p>İş stresinin zamanla daha ağır psikolojik tablolara dönüşebileceğine dikkat çeken Öz, tükenmişlik sendromu, yaygın kaygı bozukluğu ve depresyon gibi rahatsızlıkların bu sürecin doğal sonucu olabileceğini vurguladı. Özellikle iş yerinde sistematik baskı olarak tanımlanan mobbingin, bireyin yalnızca psikolojisini değil, biyolojik dengesini de olumsuz etkilediğini söyledi. Uzmanlara göre yoğun stres yaşayan bireylerde dikkat dağınıklığı, verim kaybı ve özgüven zedelenmesi sık görülüyor. İş stresinin eve taşınması ise aile içi huzursuzluk, uyku problemleri ve kronik fiziksel ağrılara kadar uzanan bir zincir oluşturabiliyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Psikiyatri ve psikoterapi yöntemlerinin bu süreçte önemli bir destek sunduğunu belirten Öz, özellikle psikoterapinin bireylere sağlıklı sınırlar koyma ve stresle baş etme becerisi kazandırdığını ifade etti. Duygusal dayanıklılık teknikleriyle bireyin kriz anlarında daha güçlü kalabildiğini dile getiren Öz, gerekli durumlarda uygulanan ilaç tedavisinin de biyolojik belirtilerin kontrol altına alınmasına yardımcı olduğunu söyledi.</p>

<p>Ruhsal denge sağlandığında iş hayatına bakışın da değiştiğini belirten Öz, bireylerin sorunlara daha rasyonel yaklaşabildiğini ve mobbing gibi durumlara karşı kendini koruyabildiğini vurguladı. İş ve özel hayat arasındaki sınırın yeniden kurulmasının mümkün olduğunu ifade eden Öz, bu sürecin profesyonel destekle daha sağlıklı ilerlediğini kaydetti. Uzman Dr. Öz, iş hayatında kendini sıkışmış hisseden bireylerin bu durumu kabullenmek zorunda olmadığını belirterek, “Bir psikiyatri uzmanına başvurmak, hem kariyerinizi hem de iç huzurunuzu korumak için atılacak en önemli adımdır” ifadelerini kullandı. (Kaynak: Medicana)</p>

<p></p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>HABER MERKEZİ</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://usakhabergazetesi.com.tr/is-stresi-sessiz-tehlike-uzmandan-kritik-uyarilar</guid>
      <pubDate>Tue, 31 Mar 2026 04:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://usakhabergazetesicomtr.teimg.com/crop/1280x720/usakhabergazetesi-com-tr/uploads/2026/03/blog31-social.jpg" type="image/jpeg" length="45061"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Konuşma Gecikmesine Uzmandan Kritik Uyarı Geldi]]></title>
      <link>https://usakhabergazetesi.com.tr/konusma-gecikmesine-uzmandan-kritik-uyari-geldi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://usakhabergazetesi.com.tr/konusma-gecikmesine-uzmandan-kritik-uyari-geldi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Uzmanlar uyarıyor: Çocuklarda konuşma gecikmesi sanılandan daha kritik olabilir. Erken fark edilen belirtiler gelişimi doğrudan etkiliyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>İstanbul Rumeli Üniversitesi Çocuk Gelişimi Programı Öğr. Gör. Nebahat Şen, çocuklarda konuşma gecikmesine ilişkin önemli uyarılarda bulundu. Şen, toplumda sıkça dile getirilen “nasıl olsa konuşur” yaklaşımının bazı çocuklarda gelişim sürecini olumsuz etkileyebileceğini söyledi. Dil gelişiminin yalnızca kelime üretimiyle sınırlı olmadığını vurgulayan Şen, bu sürecin bilişsel, sosyal ve duygusal gelişimle birlikte ilerlediğine dikkat çekti. Bu nedenle yaşanan gecikmelerin erken dönemde fark edilmesinin kritik olduğunu ifade etti.</p>

<p>Uzmanlara göre çocuklarda konuşma gelişimi belirli aşamalar doğrultusunda ilerliyor. İlk aylarda ağlama ve ses çıkarma ile başlayan süreç, zamanla hece tekrarlarına dönüşüyor. Yaklaşık bir yaş civarında anlamlı kelimelerin ortaya çıkması beklenirken, iki yaşa doğru iki kelimelik ifadeler oluşuyor. Üç yaşında cümleler belirginleşiyor, dört yaşında ise çocukların büyük bölümü kendini anlaşılır şekilde ifade edebiliyor. Bu basamaklarda küçük farklılıkların doğal olduğunu belirten Şen, bazı aşamaların hiç görülmemesinin ise mutlaka değerlendirilmesi gerektiğini vurguladı.</p>

<p><img height="924" src="https://usakhabergazetesicomtr.teimg.com/usakhabergazetesi-com-tr/uploads/2026/03/ogr-gor-nebahat-sen.jpg" width="1600" /></p>

<p>Konuşma gecikmesinin yalnızca az konuşmakla sınırlı olmadığını dile getiren Şen, şu noktalara dikkat çekti:</p>

<p>Bir yaşında anlamlı kelime olmaması, iki yaşta iki kelimelik ifadelerin görülmemesi ya da üç yaşına rağmen konuşmanın anlaşılmaması önemli işaretler arasında yer alıyor. Bunun yanında iletişim kurma isteğinin düşük olması, jest ve mimik kullanımının sınırlı kalması ve sosyal etkileşimden kaçınma gibi durumların da göz ardı edilmemesi gerekiyor. Şen, gecikmenin kendiliğinden düzeleceği düşüncesinin bazı durumlarda süreci uzattığını belirterek, erken farkındalığın hem iletişim becerilerini hem de özgüveni desteklediğini söyledi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Çocukların konuşma gelişiminde en etkili unsurun günlük iletişim olduğunu ifade eden Şen, ebeveynlere önemli önerilerde bulundu. Çocuklarla sık konuşmak, yapılan işleri anlatmak, birlikte kitap okumak ve oyun oynamak dil gelişimini doğrudan destekliyor. Ayrıca çocuğun çıkardığı seslere karşılık verilmesi ve iletişim çabalarının teşvik edilmesi süreci hızlandırıyor. (dlr.gen.tr)</p>

<p></p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>Haber Merkezi</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://usakhabergazetesi.com.tr/konusma-gecikmesine-uzmandan-kritik-uyari-geldi</guid>
      <pubDate>Mon, 30 Mar 2026 04:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://usakhabergazetesicomtr.teimg.com/crop/1280x720/usakhabergazetesi-com-tr/uploads/2026/03/g-o-r-s-e-l-204320558.jpg" type="image/jpeg" length="13355"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Diş Hekimlerinden Uyarı: Ağız Sağlığı Hayati Öneme Sahip]]></title>
      <link>https://usakhabergazetesi.com.tr/dis-hekimlerinden-uyari-agiz-sagligi-hayati-oneme-sahip</link>
      <atom:link rel="self" href="https://usakhabergazetesi.com.tr/dis-hekimlerinden-uyari-agiz-sagligi-hayati-oneme-sahip" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İzmir’de diş hekimleri ağız ve diş sağlığının genel sağlık üzerindeki etkilerine dikkat çekti. Uzmanlar yılda iki kez kontrol önerdi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>İzmir Diş Hekimleri Odası, toplumda farkındalık oluşturmak amacıyla önemli bir bilgilendirme etkinliğine imza attı. Alevi Kültür Dernekleri Bayraklı Şubesi’nde gerçekleştirilen sunumda ağız ve diş sağlığının önemi anlatıldı. Sunumu gerçekleştiren diş hekimleri Nurhan Çelik Demir, Faruk Demir, Ahmet Özdikmenli ve İlkay Begeç, ağız sağlığının yalnızca dişlerle sınırlı olmadığını vurguladı. Diş hekimi Nurhan Çelik Demir, ağız ve diş sağlığının tüm vücut sistemlerini etkileyebileceğini belirterek, “Ağız vücudun giriş kapısıdır. Buradaki sorunlar zamanla kalp hastalıkları, diyabet ve hamilelik süreci üzerinde olumsuz etkiler oluşturabilir” dedi.</p>

<p><img height="1067" src="https://usakhabergazetesicomtr.teimg.com/usakhabergazetesi-com-tr/uploads/2026/03/dis-1-1.JPG" width="1600" /></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Uzmanlar, diş eti üzerinde oluşan plakların zamanla çürük, iltihap ve diş eti çekilmelerine neden olabileceğini ifade etti. Bu durumun bakterilerin kana karışmasına yol açarak ciddi sağlık sorunlarını tetikleyebileceği belirtildi. Diş hekimi Demir, herhangi bir şikâyet olmasa bile yılda iki kez diş muayenesinin ihmal edilmemesi gerektiğini vurguladı. Özellikle çocuklara erken yaşta diş fırçalama alışkanlığı kazandırılmasının önemine dikkat çekildi. (AKC Tanıtım)</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>Haber Merkezi</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://usakhabergazetesi.com.tr/dis-hekimlerinden-uyari-agiz-sagligi-hayati-oneme-sahip</guid>
      <pubDate>Sun, 29 Mar 2026 04:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://usakhabergazetesicomtr.teimg.com/crop/1280x720/usakhabergazetesi-com-tr/uploads/2026/03/dis-2.JPG" type="image/jpeg" length="28942"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Sosyal Medyada Tehlikeli Trend: Tanıyı Kendin Koyma]]></title>
      <link>https://usakhabergazetesi.com.tr/sosyal-medyada-tehlikeli-trend-taniyi-kendin-koyma</link>
      <atom:link rel="self" href="https://usakhabergazetesi.com.tr/sosyal-medyada-tehlikeli-trend-taniyi-kendin-koyma" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Sosyal medyada yayılan “kendi kendine tanı koyma” trendi, ruh sağlığında yanlış yönlendirmelere ve ciddi sorunlara yol açabiliyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Sosyal medyada hızla yayılan kısa video içerikleri, ruh sağlığına dair farkındalığı artırırken yeni bir riski de beraberinde getiriyor. Özellikle “DEHB”, “bipolar”, “borderline” ve “anksiyete” gibi kavramların yaygın kullanımı, birçok kişinin kendisine ya da çevresine profesyonel değerlendirme olmadan tanı koymasına neden oluyor. Moodist Psikiyatri ve Nöroloji Hastanesi Psikiyatri Uzmanı Dr. Pelin Taş, bu durumun ciddi sonuçlar doğurabileceğine dikkat çekerek önemli uyarılarda bulundu.</p>

<p><img alt="Uzm. Dr. Pelin Taş" class="detail-photo img-fluid" height="1436" src="https://usakhabergazetesicomtr.teimg.com/usakhabergazetesi-com-tr/uploads/2026/03/uzm-dr-pelin-tas.png" width="1148" /><strong>“Tanı koymak birkaç belirtiye bakılarak olmaz”</strong></p>

<p>Dr. Pelin Taş, ruh sağlığı tanılarının basit gözlemlerle konulamayacağını belirterek, “Bir video izleyerek ya da birkaç belirtiye bakarak psikiyatrik tanı koymak mümkün değildir. Tanı sürecinde belirtilerin süresi, şiddeti ve kişinin yaşamını ne kadar etkilediği birlikte değerlendirilir” dedi.</p>

<p>Uzmanlara göre internet testleri ve sosyal medya içerikleri yalnızca farkındalık yaratabilir; ancak tanı koydurmaz.</p>

<p><strong>Her dikkat dağınıklığı DEHB değildir</strong></p>

<p>Son dönemde en sık dile getirilen sorulardan biri “Acaba DEHB miyim?” sorusu. Ancak uzmanlara göre günlük hayatta yaşanan dikkat dağınıklığı çoğu zaman modern yaşamın bir sonucu. Dr. Taş, özellikle dijital ekranlara yoğun maruziyetin dikkat süresini kısalttığını belirterek, klinik bir durum olan DEHB ile günlük dikkat sorunlarının karıştırılmaması gerektiğini vurguladı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>Her kaygı hastalık anlamına gelmez</strong></p>

<p>Kaygının insanın doğal bir parçası olduğunu belirten uzmanlar, her stres durumunun anksiyete bozukluğu olarak değerlendirilmemesi gerektiğine dikkat çekiyor. Anksiyete bozukluğunda kaygının yoğun, kontrol edilemez ve uzun süreli olduğuna işaret eden Dr. Taş, fiziksel belirtilerin de tabloya eşlik ettiğini ifade etti.</p>

<p><strong>Depresyon ve bipolar sık karıştırılıyor</strong></p>

<p>Sosyal medyada en çok yanlış anlaşılan kavramlardan biri de depresyon. Uzmanlara göre her üzüntü hali depresyon anlamına gelmiyor. Klinik depresyon için belirtilerin en az iki hafta sürmesi ve kişinin yaşamını ciddi şekilde etkilemesi gerekiyor. Benzer şekilde duygusal iniş çıkışların da tek başına bipolar bozukluk anlamına gelmediği vurgulanıyor. Bipolar bozuklukta belirgin mani ve depresyon dönemleri bulunuyor.</p>

<p><strong>“Online testler tanı koydurmaz”</strong></p>

<p>İnternet üzerindeki psikolojik testlerin yalnızca tarama amacı taşıdığını belirten Dr. Taş, “Bu testler tek başına tanı koydurmaz. Tanı mutlaka bir psikiyatrist tarafından yapılan klinik değerlendirme ile konur” dedi.</p>

<p>Ne zaman uzmana başvurmalı?</p>

<p>Uzmanlara göre aşağıdaki durumlarda mutlaka profesyonel destek alınması gerekiyor:</p>

<p>Belirtiler haftalarca devam ediyorsa</p>

<p>Günlük yaşam belirgin şekilde etkileniyorsa</p>

<p>Uyku ve iştah düzeni bozulduysa</p>

<p>Umutsuzluk ya da kendine zarar verme düşünceleri varsa</p>

<p>“Farkındalık önemli, abartı zararlı”</p>

<p>Ruh sağlığına yönelik farkındalığın artmasının olumlu bir gelişme olduğunu belirten Dr. Pelin Taş, “İnsanlar artık daha fazla konuşuyor ve yardım arıyor. Ancak her duyguyu hastalık olarak etiketlemek doğru değil. Farkındalık iyileştirir, abartı ise gereksiz kaygı yaratır” ifadelerini kullandı. (Kaynak 3diletişim)</p>

<p></p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>HABER MERKEZİ</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://usakhabergazetesi.com.tr/sosyal-medyada-tehlikeli-trend-taniyi-kendin-koyma</guid>
      <pubDate>Sat, 28 Mar 2026 04:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://usakhabergazetesicomtr.teimg.com/crop/1280x720/usakhabergazetesi-com-tr/uploads/2026/03/saglik-50.jpg" type="image/jpeg" length="36894"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Çocuklarda Erken Ekran Bağımlılığı Alarm Veriyor]]></title>
      <link>https://usakhabergazetesi.com.tr/cocuklarda-erken-ekran-bagimliligi-alarm-veriyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://usakhabergazetesi.com.tr/cocuklarda-erken-ekran-bagimliligi-alarm-veriyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Uzmanlar uyarıyor: Erken yaşta ekran maruziyeti çocuklarda bağımlılık, dikkat dağınıklığı ve dil gelişiminde gecikmeye yol açabiliyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Dijital çağın vazgeçilmez araçları olan telefon, tablet ve televizyonlar, çocukların gelişiminde ciddi riskler barındırıyor. Uzman Klinik Psikolog Mehmet Ruhi Günan, erken yaşta ekranla tanışan çocukların “erken bağımlılık” sürecine sürüklendiğine dikkat çekerek aileleri uyardı. Çocukların ekran karşısında sakinleşmesi, aslında beynin ödül sistemiyle ilişkili. Hızlı ve renkli içerikler, beyinde “haz hormonu” olarak bilinen dopamin salgısını artırıyor. Bu durum zamanla çocukta ekran olmadan huzursuzluk, öfke ve sıkılma gibi tepkilerin ortaya çıkmasına neden oluyor. Uzmanlara göre bu süreç, bağımlılığın ilk adımı olarak değerlendiriliyor.</p>

<p>Ekranlar tek yönlü iletişim sunarken, çocukların ihtiyaç duyduğu şey yüz yüze etkileşim. Göz teması, mimik ve karşılıklı konuşma eksikliği, dil gelişimini yavaşlatıyor. Araştırmalar, yoğun ekran maruziyetinin kelime dağarcığını sınırladığını ortaya koyuyor. Hızlı akan içeriklere alışan çocuklar, gerçek hayattaki daha yavaş akışa uyum sağlamakta zorlanıyor. Bu durum özellikle okul çağında dikkat eksikliği ve odaklanma sorunları olarak kendini gösteriyor. Ekran, çocuklara hazır bir dünya sunarken, onların kendi dünyalarını kurma becerisini köreltiyor. Uzmanlar, yaratıcı oyunların yerini pasif ekran tüketiminin almasının uzun vadede zihinsel gelişimi olumsuz etkilediğini belirtiyor. Ekran, çocuklara duygularını yönetmeyi öğretmek yerine onları geçici olarak bastırıyor. Bu durum, ilerleyen yaşlarda duygusal dayanıklılığın zayıflamasına yol açabiliyor.</p>

<p><strong>Ailelere kritik uyarılar: Ne yapılmalı?</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Uzmanlar, çocukların sağlıklı gelişimi için ekran kullanımına sınır getirilmesi gerektiğini vurguluyor:</p>

<ul style="list-style-type:disc" type="disc">
 <li>2 yaş altı çocuklar ekranla tanıştırılmamalı</li>
 <li>Daha büyük çocuklarda günlük süre 1 saatle sınırlandırılmalı</li>
 <li>Ekran karşısında yalnız bırakılmamalı</li>
 <li>Yemek masası ve yatak odası “ekransız alan” olmalı</li>
 <li>Aileler çocuklarına rol model olmalı</li>
</ul>

<p>Çocukların gerçek dünyayla bağ kurabilmesi için ekranın hayat içindeki yerinin doğru belirlenmesi gerekiyor. Uzmanlara göre erken önlem alınmadığında, ekran alışkanlığı ilerleyen yıllarda daha derin psikolojik ve sosyal sorunlara dönüşebiliyor. (Kaynak: Doktortakvimi)<br />
 </p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>Haber Merkezi</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://usakhabergazetesi.com.tr/cocuklarda-erken-ekran-bagimliligi-alarm-veriyor</guid>
      <pubDate>Fri, 27 Mar 2026 04:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://usakhabergazetesicomtr.teimg.com/crop/1280x720/usakhabergazetesi-com-tr/uploads/2026/03/ekran.jpg" type="image/jpeg" length="75800"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Çocuklarda İdrar Kaçırma Böbrek Hastalığı Sinyali]]></title>
      <link>https://usakhabergazetesi.com.tr/cocuklarda-idrar-kacirma-bobrek-hastaligi-sinyali</link>
      <atom:link rel="self" href="https://usakhabergazetesi.com.tr/cocuklarda-idrar-kacirma-bobrek-hastaligi-sinyali" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Uzmanlar uyarıyor: Çocuklarda sık görülen idrar kaçırma basit bir sorun olmayabilir. Bu durum böbrek ve idrar yolu hastalıklarının erken belirtisi olabilir.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Çocuklarda görülen idrar kaçırma sorunu, çoğu zaman gelişim sürecinin doğal bir parçası olarak değerlendirilse de uzmanlar bu durumun hafife alınmaması gerektiğine dikkat çekiyor. Biruni Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Çocuk Nefroloji Uzmanı Aysel Taktak, özellikle okul çağında devam eden şikayetlerin ciddi sağlık sorunlarının habercisi olabileceğini belirtti.</p>

<p><strong>4-5 yaş sonrası dikkat edilmeli</strong></p>

<p>Uzmanlara göre çocuklarda idrar kontrolü genellikle 4-5 yaş civarında gelişiyor. Bu yaşlardan sonra devam eden ya da yeniden başlayan idrar kaçırma problemleri, altta yatan bir sağlık sorununun işareti olabilir. Doç. Dr. Taktak, sık tekrarlayan idrar kaçırma, ani idrar yapma isteği ve idrarı tutamama gibi belirtilerin mesane ve böbrek sağlığı açısından mutlaka değerlendirilmesi gerektiğini vurguladı.</p>

<p><strong>En sık neden enfeksiyonlar</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Çocuklarda idrar kaçırmanın en yaygın nedenlerinden birinin idrar yolu enfeksiyonları olduğunu belirten Taktak, bu enfeksiyonların zamanında tedavi edilmemesi halinde böbrek dokusunda kalıcı hasara yol açabileceğini ifade etti. İdrar yaparken yanma, sık tuvalete çıkma, karın veya bel ağrısı ve ateş gibi belirtilerle birlikte görülen durumlarda vakit kaybetmeden uzmana başvurulması gerektiğinin altını çizdi.</p>

<p><strong>Erken tanı hayati önem taşıyor</strong></p>

<p>Bazı çocuklarda bu sorunun mesane fonksiyon bozuklukları ya da doğuştan gelen idrar yolu anomalileriyle ilişkili olabileceğini belirten Taktak, erken teşhisin böbrek sağlığını korumada kritik rol oynadığını söyledi. Uzmanlar, sağlıklı tuvalet alışkanlıklarının kazandırılması, yeterli sıvı tüketimi ve düzenli kontrollerin ihmal edilmemesi gerektiğini vurgularken, ailelere şüpheli belirtilerde mutlaka bir sağlık kuruluşuna başvurma çağrısı yapıyor. ( Kaynak: AA)<br />
 </p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>HABER MERKEZİ</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://usakhabergazetesi.com.tr/cocuklarda-idrar-kacirma-bobrek-hastaligi-sinyali</guid>
      <pubDate>Thu, 26 Mar 2026 04:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://usakhabergazetesicomtr.teimg.com/crop/1280x720/usakhabergazetesi-com-tr/uploads/2026/03/idrar-kacirma.jpg" type="image/jpeg" length="59075"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Uzmanı açıkladı: Doğru ebeveynlik nasıl olmalı?]]></title>
      <link>https://usakhabergazetesi.com.tr/uzmani-acikladi-dogru-ebeveynlik-nasil-olmali</link>
      <atom:link rel="self" href="https://usakhabergazetesi.com.tr/uzmani-acikladi-dogru-ebeveynlik-nasil-olmali" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Karpuzoğlu, ebeveynlikte dengenin önemine dikkat çekti: Çocuklar kusursuz değil, “yeterince iyi” ebeveynlere ihtiyaç duyar.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Günümüz ebeveynliğinde artan beklentiler, anne ve babaları iki uç arasında bırakıyor. Uzm. Psk. İzel Güleç Karpuzoğlu, ebeveynlikte dengenin önemine dikkat çekerek, çocukların kusursuz değil; sevgi, güven ve sınırla büyüyebilecekleri “yeterince iyi” ebeveynlere ihtiyaç duyduğunu vurguladı. Karpuzoğlu’nun hazırladığı psikoeğitim metninde, ebeveynliğin yalnızca temel ihtiyaçları karşılamaktan ibaret olmadığı; aynı zamanda yoğun bir duygusal yük içerdiği ifade ediliyor. Günümüzde ebeveynlerden hem anlayışlı hem sınır koyabilen, hem duygusal olarak erişilebilir hem de yön gösterici olmalarının beklendiği belirtiliyor.</p>

<p><img alt="Karpuzoğlu" class="detail-photo img-fluid" height="1597" src="https://usakhabergazetesicomtr.teimg.com/usakhabergazetesi-com-tr/uploads/2026/03/karpuzoglu.jpg" width="1600" /><strong>Ebeveynlik neden bu kadar zorlaştı?</strong></p>

<p>Metinde, modern ebeveynliğin artan bilgi ve farkındalıkla birlikte daha karmaşık hale geldiği ifade ediliyor. Özellikle kendi çocukluğunda duyguların konuşulmadığı bir ortamda büyüyen bireylerin, bugünün ebeveynlik beklentilerini hayata geçirmekte zorlanabildiği vurgulanıyor. Birçok ebeveynin çocuk yetiştirmenin sadece bakım değil, aynı zamanda zihinsel ve duygusal bir süreç olduğunu fark ettiği belirtilirken, bu durumun baskı ve yetersizlik hissini artırabildiği ifade ediliyor.</p>

<p><strong>Kuşaklar arası aktarım etkili oluyor</strong></p>

<p>Karpuzoğlu, önceki kuşaklarda güvenlik ve başarı odaklı bir yetiştirme anlayışının hâkim olduğunu belirtiyor. Bu yaklaşımda bakımın sağlandığını ancak duygusal ihtiyaçların çoğu zaman ikinci planda kaldığını ifade ediyor. Bu durumun, “güçlü olmalıyım”, “kendi kendime yetmeliyim” gibi inançların gelişmesine neden olabileceği ve bu kalıpların ebeveynlikte farkında olmadan tekrar edilebileceği vurgulanıyor.</p>

<p><strong>Telafi etme isteği dengeyi bozabiliyor</strong></p>

<p>Dikkat çeken bir diğer başlık ise “telafi etme” eğilimi. Kendi çocukluğunda eksik kalanları çocuğuna yaşatmamak isteyen ebeveynlerin bazen sınır koymakta zorlandığı ifade ediliyor. Bu durumun, çocuğun her duygusunu ortadan kaldırmaya çalışan kaygılı bir ebeveynlik tarzına dönüşebileceği belirtilirken, çocukların gelişimi için hayal kırıklıklarının da gerekli olduğu hatırlatılıyor.</p>

<p><strong>Sınır koymak sevginin bir parçası</strong></p>

<p>Uzmanlara göre sınır koymak, çocuğu reddetmek anlamına gelmiyor. Aksine, çocuğun henüz kendi başına düzenleyemediği dünyayı daha güvenli hale getirmek anlamına geliyor. “Seni anlıyorum ve yine de buna izin veremem” yaklaşımının sağlıklı ebeveynliğin temel örneklerinden biri olduğu ifade edilirken, sınırların çocuk için güven duygusu oluşturduğu vurgulanıyor.</p>

<p><strong>Hayal kırıklığı gelişimin bir parçası</strong></p>

<p>Metinde, çocukların her zaman korunması gereken kırılgan bireyler olmadığına dikkat çekiliyor. Kontrollü hayal kırıklıklarının, çocuğun dayanıklılığını artırdığı belirtiliyor. Her isteğin karşılanmadığı, beklemenin öğrenildiği ve reddedilmenin deneyimlendiği bir ortamın, gerçek hayata hazırlık açısından önemli olduğu ifade ediliyor.</p>

<p><strong>Kusursuzluk değil onarım önemli</strong></p>

<p>Karpuzoğlu’na göre ebeveynlikte asıl mesele hatasız olmak değil, hata sonrası ilişkiyi onarabilmek.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Karpuoğlu, “Ben orada seni duyamadım”, “Çok sert oldum” gibi basit ama samimi ifadelerin çocuk üzerinde güçlü etkiler bıraktığı belirtilirken, açıklama yapmak ile duygusal temas kurmanın farklı şeyler olduğu vurguladı. (Kaynak: DoktorTakvimi)</p>

<p></p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>HABER MERKEZİ</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://usakhabergazetesi.com.tr/uzmani-acikladi-dogru-ebeveynlik-nasil-olmali</guid>
      <pubDate>Wed, 25 Mar 2026 04:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://usakhabergazetesicomtr.teimg.com/crop/1280x720/usakhabergazetesi-com-tr/uploads/2026/03/ebeveyn-1.jpg" type="image/jpeg" length="21359"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Tüberküloz Uyarısı: Dünya Genelinde Oran Yüzde 2]]></title>
      <link>https://usakhabergazetesi.com.tr/tuberkuloz-uyarisi-dunya-genelinde-oran-yuzde-2</link>
      <atom:link rel="self" href="https://usakhabergazetesi.com.tr/tuberkuloz-uyarisi-dunya-genelinde-oran-yuzde-2" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Uzmanlar uyardı: Tüberküloz dünya genelinde yüzde 2 görülüyor. Erken tanı ve tedavinin hayati önem taşıdığı vurgulandı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>24 Mart Dünya Tüberküloz Günü kapsamında açıklamalarda bulunan Göğüs Hastalıkları ve Tüberküloz Uzmanı Prof. Dr. Zeliha Arslan Ulukan, hastalığın bulaşma yolları, belirtileri ve tedavi sürecine ilişkin önemli bilgiler paylaştı. Ulukan, tüberkülozun küresel ölçekte hâlâ ciddi bir halk sağlığı sorunu olduğuna dikkat çekti. Tüberkülozun, “Mycobacterium tuberculosis” adı verilen bir basilin neden olduğu iltihabi bir hastalık olduğunu belirten Ulukan, hastalığın genellikle uzun süreli yakın temas sonucu bulaştığını ifade etti. Konuşma, öksürük ve hapşırık sırasında ortama yayılan damlacıkların solunmasıyla bulaşan hastalığın özellikle kapalı ve kalabalık ortamlarda daha hızlı yayıldığına işaret etti.</p>

<p>Hastalığın en yaygın belirtilerinin uzun süren öksürük, balgam, gece artan ateş, gece terlemesi, kilo kaybı ve iştahsızlık olduğunu belirten Ulukan, bu nedenle tüberkülozun halk arasında “ince hastalık” olarak da bilindiğini söyledi. Tanı sürecine ilişkin bilgi veren Ulukan, mikroskopik incelemelerde balgam örneklerinin özel boyalarla incelenmesiyle tüberküloz basilinin tespit edilebildiğini ifade etti. Ayrıca TCT, PCR ve IGRA testleri ile biyopsinin özellikle akciğer dışı tüberküloz tanısında destekleyici olarak kullanılabildiğini aktardı.</p>

<p>Tedavi sürecinin düzenli ve kesintisiz yürütülmesi gerektiğine dikkat çeken Ulukan, Türkiye’de uygulanan tedavi protokolünün toplam 6 ay sürdüğünü belirtti. İlk iki ayda dört ilaç, devam eden dört ayda ise iki ilaç kullanıldığını ifade eden Ulukan, tedavinin yarıda bırakılması durumunda hastalığın devam ettiğini ve ilaç direncinin gelişebileceğini vurguladı. Özellikle çok ilaca dirençli tüberkülozun önemli bir risk oluşturduğunu belirten Ulukan, bu durumun hem izoniazid hem de rifampisin direncine bağlı olarak geliştiğini söyledi.</p>

<p>Küresel tabloya ilişkin verileri de paylaşan Ulukan, Dünya Sağlık Örgütü’nün 2025 raporuna göre tüberkülozun geçen yıl 1,2 milyondan fazla kişinin ölümüne yol açtığını ve yaklaşık 10,7 milyon kişinin hastalandığını ifade etti. Buna karşın 2023-2024 döneminde dünya genelinde görülme sıklığının yaklaşık yüzde 2, ölümlerin ise yüzde 3 azaldığını belirtti. HIV enfeksiyonu ile tüberküloz arasındaki ilişkiye de dikkat çeken Ulukan, iki hastalığın birbirini tetiklediğini ifade etti. HIV’in tüberküloz gelişimini artırdığını, tüberkülozun ise HIV’in yayılımını hızlandırdığını belirten Ulukan, bu nedenle hastalara gerekli taramaların yapılmasının büyük önem taşıdığını söyledi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Uzmanlara göre tüberkülozla mücadelede en kritik unsur erken tanı ve düzenli tedavi. Tanı konulmamış hastaların bulaş açısından en büyük risk grubunu oluşturduğunu belirten Ulukan, temaslı kişilerin tespit edilmesi ve koruyucu tedavi uygulanmasının hayati önem taşıdığını ifade etti. Ayrıca BCG aşısının uygulanması ve risk gruplarının düzenli olarak taranmasının hastalığın kontrol altına alınmasında etkili olduğu vurgulandı. (Kaynak: marjinal.com.tr)</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>Haber Merkezi</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://usakhabergazetesi.com.tr/tuberkuloz-uyarisi-dunya-genelinde-oran-yuzde-2</guid>
      <pubDate>Tue, 24 Mar 2026 04:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://usakhabergazetesicomtr.teimg.com/crop/1280x720/usakhabergazetesi-com-tr/uploads/2026/03/prof-dr-zeliha-arslan-ulukan.jpg" type="image/jpeg" length="99243"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
