<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/" xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/" xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/" version="2.0">
  <channel>
    <title>Uşak Haber Gazetesi</title>
    <link>https://usakhabergazetesi.com.tr</link>
    <description>Doğru, güvenilir ve tarafız habercilik</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://usakhabergazetesi.com.tr/rss/saglik" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>Copyright © 2025. Her hakkı saklıdır.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Tue, 14 Jul 2026 14:53:37 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://usakhabergazetesi.com.tr/rss/saglik"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item>
      <title><![CDATA[Kene Isırığından Sonraki İlk 10 Gün Hayati Önem Taşıyor]]></title>
      <link>https://usakhabergazetesi.com.tr/kene-isirigindan-sonraki-ilk-10-gun-hayati-onem-tasiyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://usakhabergazetesi.com.tr/kene-isirigindan-sonraki-ilk-10-gun-hayati-onem-tasiyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İstanbul Okan Üniversitesi Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Saliha Ayan, yaz aylarında artış gösteren Kırım Kongo Kanamalı Ateşi vakalarına karşı vatandaşları uyardı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Yaz aylarında doğada geçirilen sürenin artmasıyla birlikte kene kaynaklı hastalık riski de yeniden gündeme geldi. Türkiye'de özellikle ilkbahar ve yaz aylarında görülen Kırım Kongo Kanamalı Ateşi (KKKA) vakalarına karşı uyarıda bulunan İstanbul Okan Üniversitesi Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Saliha Ayan, hastalığın erken fark edilmesinin hayati önem taşıdığını belirtti.</p>

<p>Dr. Öğr. Üyesi Saliha Ayan, KKKA'nın Afrika, Asya, Orta Doğu ve Doğu Avrupa'da 30'dan fazla ülkede görüldüğünü, Türkiye'de ise özellikle Tokat, Sivas, Yozgat ve Çorum başta olmak üzere İç Anadolu'nun kuzeyi, Orta Karadeniz ve Doğu Anadolu'nun kuzeyinde daha sık rastlandığını ifade etti. Hastalığın ülkemizde her yıl nisan ile ekim ayları arasında görüldüğünü belirten Ayan, vaka sayılarının özellikle haziran ve temmuz aylarında zirveye ulaştığını söyledi.</p>

<p><img alt="K K K A" class="detail-photo img-fluid" height="667" src="https://usakhabergazetesicomtr.teimg.com/usakhabergazetesi-com-tr/uploads/2026/07/k-k-k-a.jpg" width="1000" /></p>

<p><strong>Kene Temasıyla Bulaşıyor</strong></p>

<p>Dr. Öğr. Üyesi Saliha Ayan, hastalığın en çok Hyalomma marginatum türü keneler aracılığıyla bulaştığını belirterek, virüsün kenenin deriye tutunması veya çıplak elle ezilmesi sonucu vücuda geçebildiğini söyledi. Ayrıca enfekte hayvanların ya da hastaların kanı ve vücut sıvılarıyla temasın da bulaşma riski taşıdığına dikkat çekti. Tarım ve hayvancılıkla uğraşanlar, veteriner hekimler, kasaplar, sağlık çalışanları ile hastalığın yaygın görüldüğü bölgelerde yaşayan veya bu bölgelere seyahat eden kişilerin daha yüksek risk altında bulunduğunu belirten Ayan, bu kişilerin korunma tedbirlerine daha fazla önem vermesi gerektiğini vurguladı.</p>

<p><strong>Belirtiler Birkaç Gün İçinde Ortaya Çıkabiliyor</strong></p>

<p>Dr. Öğr. Üyesi Saliha Ayan, kene tutunmasının ardından belirtilerin genellikle bir ila beş gün içerisinde başladığını belirterek yüksek ateş, halsizlik, baş ağrısı, kas ağrıları, bulantı, kusma, ishal ve karın ağrısının en sık görülen şikâyetler arasında yer aldığını söyledi. Hastalığın ağır seyretmesi halinde diş eti, burun, mide ve bağırsak sistemi ile idrar yollarında ciddi kanamalar görülebileceğini ifade eden Ayan, ilerleyen vakalarda şok ve çoklu organ yetmezliğinin gelişebildiğini belirtti. Ölüm nedenlerinin çoğunlukla şiddetli kanama ve organ yetmezliğine bağlı olduğunu söyleyen Ayan, erken tanı ve zamanında uygulanan destek tedavisinin hayat kurtarıcı olduğunu dile getirdi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>Kene Isırığından Sonra İlk 10 Gün Çok Önemli</strong></p>

<p>Dr. Öğr. Üyesi Saliha Ayan, kene çıkarıldıktan sonraki ilk 10 gün boyunca kişilerin kendilerini dikkatle takip etmeleri gerektiğini söyledi. Bu süreçte ateş, halsizlik, iştahsızlık, kas ağrısı, baş ağrısı, bulantı, kusma veya ishal gibi belirtilerin ortaya çıkması halinde vakit kaybetmeden bir sağlık kuruluşuna başvurulmasının büyük önem taşıdığını ifade etti.</p>

<p><strong>Korunmanın En Etkili Yolu Tedbir Almak</strong></p>

<p>KKKA'ya karşı dünya genelinde etkinliği kanıtlanmış yaygın bir aşının henüz bulunmadığını belirten Dr. Öğr. Üyesi Saliha Ayan, bu nedenle korunma yöntemlerinin en etkili savunma olduğunu söyledi. Riskli alanlara giderken uzun kollu, paçaları kapalı ve mümkünse açık renkli kıyafetlerin tercih edilmesini öneren Ayan, doğadan dönüldüğünde vücudun mutlaka kontrol edilmesi gerektiğini vurguladı. Vücuda tutunan keneye çıplak elle dokunulmaması ve ezilmemesi gerektiğini belirten Ayan, kenenin uygun yöntemle çıkarılamaması durumunda en yakın sağlık kuruluşundan yardım alınmasının önemine dikkat çekti. (Kaynak: okanhastanesi.com.tr)</p>

<p></p>

<p></p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>HABER MERKEZİ</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://usakhabergazetesi.com.tr/kene-isirigindan-sonraki-ilk-10-gun-hayati-onem-tasiyor</guid>
      <pubDate>Tue, 14 Jul 2026 04:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://usakhabergazetesicomtr.teimg.com/crop/1280x720/usakhabergazetesi-com-tr/uploads/2026/07/dr-ogr-uyesi-saliha-ayan-1.jpg" type="image/jpeg" length="19977"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Kronik Sinüzit Ne Zaman Ameliyat Gerektirir? Uzmanlar Cerrahi İçin Bu Şartlara Dikkat Çekiyor]]></title>
      <link>https://usakhabergazetesi.com.tr/kronik-sinuzit-ne-zaman-ameliyat-gerektirir-uzmanlar-cerrahi-icin-bu-sartlara-dikkat-cekiyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://usakhabergazetesi.com.tr/kronik-sinuzit-ne-zaman-ameliyat-gerektirir-uzmanlar-cerrahi-icin-bu-sartlara-dikkat-cekiyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Aylarca süren burun tıkanıklığı, yüz ağrısı, koku alamama ve tekrarlayan sinüs enfeksiyonları kronik sinüzitin habercisi olabilir.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Uzmanlar, her kronik sinüzit hastasının ameliyat olmayacağını vurgularken, ilaç tedavisinin yetersiz kaldığı bazı durumlarda cerrahi müdahalenin yaşam kalitesini önemli ölçüde artırabileceğini belirtiyor. Kronik sinüzit, en az 12 hafta boyunca devam eden burun tıkanıklığı, geniz akıntısı, yüzde basınç hissi, baş ağrısı ve koku alma bozukluğu gibi belirtilerle ortaya çıkan yaygın bir kulak burun boğaz hastalığı olarak biliniyor.Uzmanlara göre kronik sinüzit tanısı alan hastaların büyük bölümü ilaç tedavisi, tuzlu su ile burun yıkama ve gerektiğinde uygulanan diğer tıbbi yöntemlerle kontrol altına alınabiliyor. Ancak bazı hastalarda cerrahi tedavi kaçınılmaz hale gelebiliyor.</p>

<p><strong>Her kronik sinüzit hastası ameliyat olmuyor</strong></p>

<p>Kronik sinüzitte ilk seçenek ameliyat değil, tıbbi tedavi oluyor. Uzmanlar, en az üç ay boyunca uygulanan uygun tedaviye rağmen şikâyetleri devam eden, burun polibi bulunan veya bilgisayarlı tomografide sinüslerin doğal drenajını engelleyen yapısal bozukluklar tespit edilen hastalarda cerrahi seçeneğinin değerlendirildiğini belirtiyor. Tekrarlayan akut sinüzit atakları yaşayanlar, mantar kaynaklı sinüzit gelişenler veya enfeksiyonun göz ya da beyin çevresine yayılma riski bulunan hastalarda da ameliyat gündeme gelebiliyor.</p>

<p><strong>En sık uygulanan yöntem: Kapalı sinüzit ameliyatı</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Günümüzde kronik sinüzit tedavisinde en yaygın kullanılan yöntem <strong>Fonksiyonel Endoskopik Sinüs Cerrahisi (FESS)</strong> olarak öne çıkıyor. Bu yöntemde herhangi bir dış kesi yapılmıyor. Kulak burun boğaz uzmanı, burun deliklerinden ilerletilen ince endoskop yardımıyla sinüslerin doğal kanallarını genişletiyor, polipleri ve iltihaplı dokuları temizleyerek sinüslerin yeniden sağlıklı şekilde havalanmasını sağlıyor. Kapalı yöntemle gerçekleştirilen ameliyatın, açık cerrahiye göre daha az doku hasarı oluşturduğu ve iyileşme sürecinin daha kısa olduğu belirtiliyor.</p>

<p><strong>Balon sinüsoplasti her hasta için uygun değil</strong></p>

<p>Bazı hafif ve orta dereceli vakalarda daha az girişimsel bir yöntem olan balon sinüsoplasti de uygulanabiliyor. Bu yöntemde sinüs girişine yerleştirilen küçük bir balon şişirilerek daralmış kanal genişletiliyor. Ancak yaygın polip bulunan veya ciddi anatomik bozuklukları olan hastalarda bu yöntemin yeterli olmayabileceği ifade ediliyor. Hangi cerrahi yöntemin uygulanacağına hastanın şikâyetleri, tomografi bulguları ve sinüslerin yapısı değerlendirilerek karar veriliyor.</p>

<p><strong>Ameliyat sonrası süreç nasıl ilerliyor?</strong></p>

<p>Sinüzit ameliyatından sonra ilk günlerde burunda dolgunluk hissi, hafif kanama, geçici koku azalması ve burun tıkanıklığı görülebiliyor. Uzmanlar, iyileşmenin sağlıklı ilerlemesi için düzenli tuzlu su ile burun temizliği yapılmasını ve doktorun önerdiği ilaçların aksatılmadan kullanılmasını öneriyor. Ameliyat sonrası düzenli kontrollerin de tedavinin başarısı açısından önemli olduğu vurgulanıyor. (Kaynak: Medicana.com.tr)<br />
<br />
 </p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>HABER MERKEZİ</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://usakhabergazetesi.com.tr/kronik-sinuzit-ne-zaman-ameliyat-gerektirir-uzmanlar-cerrahi-icin-bu-sartlara-dikkat-cekiyor</guid>
      <pubDate>Mon, 13 Jul 2026 04:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://usakhabergazetesicomtr.teimg.com/crop/1280x720/usakhabergazetesi-com-tr/uploads/2026/07/kronik-sinuzit-belirtileri-ve-tedavisi.jpg" type="image/jpeg" length="58181"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Mesane Tümörü Ameliyatı Sonrası Uygulanan Tek Doz Tedavi Nüks Riskini Azaltabiliyor]]></title>
      <link>https://usakhabergazetesi.com.tr/mesane-tumoru-ameliyati-sonrasi-uygulanan-tek-doz-tedavi-nuks-riskini-azaltabiliyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://usakhabergazetesi.com.tr/mesane-tumoru-ameliyati-sonrasi-uygulanan-tek-doz-tedavi-nuks-riskini-azaltabiliyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Mesane tümörü ameliyatının ardından uygulanan tek doz intravezikal kemoterapi, uygun hastalarda hastalığın yeniden ortaya çıkma riskini azaltmayı hedefleyen koruyucu tedavi yöntemleri arasında yer alıyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Uzmanlar, tedavinin her hasta için uygun olmadığını, kararın bireysel risk değerlendirmesine göre verilmesi gerektiğini belirtiyor. Mesane kanseri tedavisinde kullanılan yöntemlerden biri olan <strong>tek doz intravezikal kemoterapi</strong>, özellikle kas tabakasına ilerlememiş mesane tümörlerinde ameliyat sonrasında uygulanabiliyor. Avrupa Üroloji Birliği'nin (EAU) 2026 kılavuzunda da yer verilen uygulamanın, uygun hastalarda tümörün tekrar etme riskini azaltabildiği ifade ediliyor.</p>

<p><strong>Tedavi doğrudan mesaneye uygulanıyor</strong></p>

<p>İntravezikal kemoterapi, kemoterapi ilacının damar yoluyla değil, doğrudan mesanenin içine verilmesi esasına dayanıyor. Mesane tümörünün kapalı yöntemle çıkarıldığı TURBT ameliyatının ardından uygulanan tedavide ilaç, belirli bir süre mesanede bekletiliyor ve daha sonra idrar yoluyla vücuttan atılıyor. Bu yöntem sayesinde ilacın doğrudan mesane dokusuna etki etmesi hedefleniyor.</p>

<p><strong>Amaç gözle görülmeyen tümör hücrelerini ortadan kaldırmak</strong></p>

<p>Uzmanlara göre ameliyat sırasında tümör tamamen çıkarılmış olsa bile, gözle görülemeyen bazı mikroskobik tümör hücreleri mesane yüzeyinde kalabiliyor. Tek doz intravezikal kemoterapi; bu hücrelerin mesane duvarına tutunmasını önlemeyi, yeni tümör oluşma riskini azaltmayı ve hastalığın tekrar etme olasılığını düşürmeyi amaçlıyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>Her mesane kanseri hastasına uygulanmıyor</strong></p>

<p>Bu tedavi daha çok düşük riskli ve seçilmiş orta risk grubundaki kas invaziv olmayan mesane kanseri (NMIBC) hastalarında değerlendiriliyor. Ancak her hasta bu uygulama için uygun olmayabiliyor. Mesanede delinme şüphesi bulunması, yoğun kanama olması, kas tabakasına ilerlemiş tümörden şüphe edilmesi veya hastanın genel sağlık durumuna ilişkin bazı tıbbi engeller bulunması halinde tedavi önerilmeyebiliyor.</p>

<p><strong>İlk 24 saat önem taşıyor</strong></p>

<p>Avrupa Üroloji Birliği'nin 2026 kılavuzuna göre, uygun hastalarda ameliyatın ardından ilk 24 saat içerisinde uygulanan tek doz intravezikal kemoterapi, mesane kanserinin yeniden görülme riskini azaltan etkili tedavi seçeneklerinden biri olarak değerlendiriliyor. Bununla birlikte tedavinin uygulanıp uygulanmayacağına; ameliyat bulguları, patoloji raporu, tümörün özellikleri ve hastanın risk grubu birlikte değerlendirilerek karar veriliyor.</p>

<p><strong>Uzmandan değerlendirme</strong></p>

<p>Üroloji Uzmanı <strong>Doç. Dr. Serdar Yalçın</strong>, tek doz intravezikal kemoterapinin doğru hasta seçimi ve doğru zamanlamayla uygulandığında mesane kanserinin tekrar etme riskini azaltmada önemli bir koruyucu tedavi yöntemi olduğunu belirtiyor.</p>

<p>Yalçın, tedavi planının her hasta için kişiye özel oluşturulması gerektiğini vurgulayarak, uluslararası kılavuzlar doğrultusunda yapılacak değerlendirmelerin tedavinin başarısında önemli rol oynadığını ifade ediyor.</p>

<p><strong>Mesane tümörü ameliyatı sonrası tek doz intravezikal kemoterapi nedir?</strong></p>

<ul style="list-style-type:disc" type="disc">
 <li>Kemoterapi ilacının doğrudan mesane içine uygulanmasıdır.</li>
 <li>Genellikle TURBT ameliyatından sonra uygulanır.</li>
 <li>Amaç, geride kalabilecek mikroskobik tümör hücrelerini ortadan kaldırmaktır.</li>
 <li>Hastalığın tekrar etme riskini azaltmaya yardımcı olabilir.</li>
 <li>Her hasta için uygun değildir; tedavi kararı uzman değerlendirmesiyle verilir.</li>
</ul>

<p>(Kaynak: Doktortakvimi)<br />
<br />
 </p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>HABER MERKEZİ</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://usakhabergazetesi.com.tr/mesane-tumoru-ameliyati-sonrasi-uygulanan-tek-doz-tedavi-nuks-riskini-azaltabiliyor</guid>
      <pubDate>Sun, 12 Jul 2026 04:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://usakhabergazetesicomtr.teimg.com/crop/1280x720/usakhabergazetesi-com-tr/uploads/2026/07/mesane-kanseri-tedavi-yontemleri-nelerdir.jpg" type="image/jpeg" length="54797"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Çörek Otu Yağının Faydaları Neler? Kimler Kullanırken Dikkat Etmeli?]]></title>
      <link>https://usakhabergazetesi.com.tr/corek-otu-yaginin-faydalari-neler-kimler-kullanirken-dikkat-etmeli</link>
      <atom:link rel="self" href="https://usakhabergazetesi.com.tr/corek-otu-yaginin-faydalari-neler-kimler-kullanirken-dikkat-etmeli" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yüzyıllardır geleneksel tıpta kullanılan çörek otu yağı, son yıllarda sağlık üzerindeki olası etkileri nedeniyle yeniden gündemde. Uzmanlar, bağışıklıktan cilt sağlığına kadar birçok alanda araştırılan bu bitkisel yağın bilinçsiz kullanımına karşı uyarıyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Nigella sativa bitkisinin tohumlarından elde edilen çörek otu yağı, binlerce yıldır farklı kültürlerde doğal destek ürünü olarak kullanılıyor. Özellikle içerdiği timokinon adlı güçlü antioksidan ve anti-enflamatuar bileşik sayesinde dikkat çeken çörek otu yağı, bağışıklık sistemi, cilt sağlığı ve metabolizma üzerindeki olası etkileri nedeniyle bilimsel araştırmalara konu olmaya devam ediyor. Ancak uzmanlar, bitkisel olmasının tamamen zararsız olduğu anlamına gelmediğini vurguluyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>Çörek otu yağı ne işe yarıyor?</strong></p>

<p>Araştırmalar, çörek otu yağının bazı sağlık sorunlarında destekleyici rol oynayabileceğini gösteriyor. Özellikle cilt rahatsızlıklarında topikal olarak kullanıldığında akne, egzama ve sedef hastalığı belirtilerinin hafiflemesine katkı sağlayabileceği belirtiliyor. Aynı zamanda saç derisinin nem dengesini korumaya yardımcı olabileceği ifade ediliyor. Mevsimsel alerji ve bazı solunum yolu şikâyetlerinde de destek amaçlı kullanılan çörek otu yağının burun tıkanıklığı, hapşırma ve göz kaşıntısı gibi belirtilerin hafiflemesine katkı sağlayabileceğine yönelik çalışmalar bulunuyor. Astım hastalarında ise standart tedavinin yerine değil, yalnızca doktor kontrolünde destekleyici olarak değerlendirilebileceği belirtiliyor.</p>

<p><strong>Kan şekeri ve kilo kontrolü üzerindeki etkileri araştırılıyor</strong></p>

<p>Bilimsel çalışmalar, çörek otu yağının kan şekeri seviyelerinin düzenlenmesine ve insülin direncinin azaltılmasına katkı sağlayabileceğini ortaya koysa da mevcut verilerin tek başına tedavi amacıyla kullanılacak düzeyde olmadığı ifade ediliyor. Benzer şekilde, kalori kontrollü beslenme programlarıyla birlikte kullanıldığında iştah kontrolüne destek olabileceği ve kilo vermeye yardımcı olabileceğine ilişkin bulgular bulunuyor. Ancak uzmanlar, çörek otu yağının mucizevi bir zayıflama ürünü olmadığının altını çiziyor.</p>

<p><strong>Eklem ağrıları ve bağışıklık sistemi için de inceleniyor</strong></p>

<p>Çörek otu yağının içerdiği antioksidan bileşenlerin iltihaplanmayı azaltmaya yardımcı olabileceği belirtiliyor. Bazı araştırmalarda romatoid artrit kaynaklı eklem ağrıları ve şişliklerinde destekleyici etkiler gözlenirken, bağışıklık sistemi üzerindeki olumlu etkiler için daha kapsamlı klinik çalışmalara ihtiyaç olduğu vurgulanıyor.</p>

<p><strong>Çörek otu yağını kimler dikkatli kullanmalı?</strong></p>

<p>Her bitkisel üründe olduğu gibi çörek otu yağı da bazı kişiler için risk oluşturabiliyor. Özellikle hamileler, emziren anneler, diyabet hastaları, düşük tansiyonu bulunan kişiler, düzenli ilaç kullananlar ile karaciğer veya böbrek hastalığı bulunan bireylerin kullanmadan önce mutlaka doktora danışması öneriliyor. Kan sulandırıcı veya tansiyon ilaçları kullanan kişilerde ilaç etkileşimleri görülebileceği için kontrolsüz kullanım tavsiye edilmiyor. Ayrıca planlı ameliyatı bulunan kişilerin kullandıkları bitkisel ürünleri hekimlerine bildirmesi gerekiyor.</p>

<p><strong>Yan etkileri olabilir</strong></p>

<p>Çörek otu yağı çoğu kişide iyi tolere edilse de bazı durumlarda alerjik reaksiyonlar gelişebiliyor. İlk kez kullanacak kişilerin öncelikle cildin küçük bir bölümünde deneme yapması öneriliyor. Ağız yoluyla kullanımlarda ise düşük dozla başlanması tavsiye ediliyor. Kullanım sonrasında mide-bağırsak rahatsızlıkları, cilt döküntüsü, baş dönmesi, uzun süren halsizlik veya beklenmeyen kan şekeri değişiklikleri görülmesi halinde sağlık kuruluşuna başvurulması gerekiyor. Nefes darlığı, dudak veya boğazda şişlik, yaygın kurdeşen ya da bayılma gibi şiddetli alerjik reaksiyon belirtilerinin ortaya çıkması durumunda ise vakit kaybetmeden acil tıbbi yardım alınması gerekiyor.</p>

<p><strong>Bitkisel olması tamamen güvenli olduğu anlamına gelmiyor</strong></p>

<p>Uzmanlar, toplumda sıkça dile getirilen "çörek otu yağı her hastalığa iyi gelir" veya "bitkisel olduğu için sınırsız kullanılabilir" şeklindeki inanışların doğru olmadığını belirtiyor. Çörek otu yağı birçok alanda destekleyici özellikler taşısa da hastalıkların tedavisinde doktor tarafından verilen ilaçların yerine kullanılmaması gerektiği vurgulanıyor. Özellikle diyabet, hipertansiyon ve kronik hastalığı bulunan kişilerin tedavilerini değiştirmeden önce mutlaka hekim görüşü alması gerektiği ifade ediliyor. (Kaynak: Medicana.com.tr)<br />
<br />
 </p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>HABER MERKEZİ</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://usakhabergazetesi.com.tr/corek-otu-yaginin-faydalari-neler-kimler-kullanirken-dikkat-etmeli</guid>
      <pubDate>Sat, 11 Jul 2026 04:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://usakhabergazetesicomtr.teimg.com/crop/1280x720/usakhabergazetesi-com-tr/uploads/2026/07/corek-otu-faydalari.jpg" type="image/jpeg" length="12506"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Yalnızlık Neden Fiziksel Acı Hissettiriyor?]]></title>
      <link>https://usakhabergazetesi.com.tr/yalnizlik-neden-fiziksel-aci-hissettiriyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://usakhabergazetesi.com.tr/yalnizlik-neden-fiziksel-aci-hissettiriyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Psikolog ve Aile Danışmanı Gizem Yıldırım, yalnızlığın beyni etkileyerek fiziksel ağrı hissini tetikleyebileceğini belirtti.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Yalnızlık çoğu zaman ruhsal bir durum olarak değerlendirilse de, uzmanlara göre etkileri yalnızca psikolojiyle sınırlı kalmıyor. Kendini dışlanmış hissetmek, sevilen birinden ayrılmak ya da sosyal bağların zayıflaması, bazı kişilerde fiziksel ağrı hissine kadar uzanan belirtilere neden olabiliyor. Psikolog ve Aile Danışmanı Gizem Yıldırım, yalnızlığın insan beyninde oluşturduğu etkilerin, evrimsel süreçte gelişen hayatta kalma mekanizmalarıyla yakından ilişkili olduğunu belirtti.</p>

<p><strong>Beyin Yalnızlığı Tehlike Olarak Algılıyor</strong></p>

<p>Yıldırım'a göre insan beyni, tarih boyunca sosyal gruplar içinde yaşayarak hayatta kaldığı için yalnızlığı potansiyel bir risk olarak değerlendirmeye devam ediyor. Bu nedenle kişi uzun süre yalnız kaldığında veya sosyal çevresinden dışlandığını hissettiğinde beyin alarm sistemini devreye sokuyor. Araştırmalar da sosyal dışlanma sırasında aktifleşen beyin bölgelerinin, fiziksel yaralanmalarda ağrı hissedilen bölgelerle büyük ölçüde benzer olduğunu ortaya koyuyor. Uzmanlar, göğüste baskı hissi, mide boşluğu ya da vücuttaki yaygın ağrıların bu biyolojik mekanizmanın bir sonucu olabileceğine dikkat çekiyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>Uzun Süreli Yalnızlık Vücudu Strese Sokabiliyor</strong></p>

<p>Yıldırım, yalnızlığın devam etmesi halinde beynin "tehlike altındayım" mesajı vermeye başladığını ifade ediyor. Bu süreçte stres hormonu olarak bilinen kortizol seviyeleri yükselebiliyor. Bunun sonucunda uyku sorunları, kas gerginliği, baş ve sırt ağrıları görülebilirken, uzun vadede bağışıklık sistemi de olumsuz etkilenebiliyor. Uzmanlara göre kronik yalnızlık, psikolojik olduğu kadar fiziksel sağlık üzerinde de önemli sonuçlar doğurabiliyor.</p>

<p><strong>Sosyal Bağlar Beynin Doğal Ağrı Kesicisini Harekete Geçiriyor</strong></p>

<p>Psikolog Gizem Yıldırım, güven duyulan bir arkadaşla sohbet etmek, sevilen birine sarılmak veya sağlıklı sosyal ilişkiler kurmanın beyinde oksitosin ve endorfin salgılanmasını desteklediğini belirtiyor. Bu hormonlar hem kişinin kendini güvende hissetmesini sağlıyor hem de doğal ağrı kesici etkisi oluşturarak stresin azalmasına katkıda bulunuyor. Uzun süre yalnız kalındığında ise bu doğal destek mekanizması zayıflayabiliyor. (Kaynak: Doktortakvimi)<br />
 </p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>HABER MERKEZİ</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://usakhabergazetesi.com.tr/yalnizlik-neden-fiziksel-aci-hissettiriyor</guid>
      <pubDate>Fri, 10 Jul 2026 04:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://usakhabergazetesicomtr.teimg.com/crop/1280x720/usakhabergazetesi-com-tr/uploads/2026/07/yanlizlik-ceken-insan.jpg" type="image/jpeg" length="59750"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Kolon Kanseri Ameliyatında Kapalı Cerrahi Uygun mu?]]></title>
      <link>https://usakhabergazetesi.com.tr/kolon-kanseri-ameliyatinda-kapali-cerrahi-uygun-mu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://usakhabergazetesi.com.tr/kolon-kanseri-ameliyatinda-kapali-cerrahi-uygun-mu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Kolon kanseri tedavisinde kapalı (laparoskopik) cerrahi yöntemi giderek daha fazla tercih ediliyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Ancak uzmanlar, bu yöntemin her hasta için uygun olmadığını ve ameliyatın deneyimli ekipler tarafından planlanmasının tedavi başarısında kritik rol oynadığını vurguluyor. Kolon kanseri, erken tanı ve doğru cerrahi tedaviyle başarı şansı önemli ölçüde artırılabilen kanser türleri arasında yer alıyor. Son yıllarda teknolojinin gelişmesiyle birlikte laparoskopik, yani kapalı cerrahi yöntemi de kolon kanseri ameliyatlarında yaygın olarak uygulanıyor. Ancak uzmanlar, tedavi yönteminin hastaya özel olarak belirlenmesi gerektiğinin altını çiziyor. Genel Cerrahi, Gastroenteroloji Cerrahisi ve Metabolik Cerrahi Uzmanı <strong>Prof. Dr. Samet Yardımcı</strong>, uygun hastalarda laparoskopik cerrahinin hem hasta konforu hem de iyileşme süreci açısından önemli avantajlar sunduğunu belirtti.</p>

<p><strong>Kapalı Cerrahi Nasıl Yapılıyor?</strong></p>

<p>Laparoskopik cerrahide karın duvarına açılan birkaç küçük kesi aracılığıyla kamera ve özel cerrahi aletler kullanılarak operasyon gerçekleştiriliyor. Bu yöntem sayesinde büyük kesilere ihtiyaç duyulmadan ameliyat tamamlanabiliyor. Prof. Dr. Samet Yardımcı, deneyimli ekipler tarafından uygulandığında kapalı cerrahinin, tümörün güvenli cerrahi sınırlarla çıkarılması ve yeterli sayıda lenf bezinin temizlenmesi açısından açık cerrahiyle benzer onkolojik başarı sağladığını ifade etti.</p>

<p><strong>Cerrahın Deneyimi Tedavi Başarısını Etkiliyor</strong></p>

<p>Kolon kanseri ameliyatının yalnızca hastalıklı bağırsak bölümünün çıkarılmasından ibaret olmadığını vurgulayan Yardımcı, kanser cerrahisinin temel kurallarına uygun hareket edilmesinin büyük önem taşıdığını söyledi. Ameliyat sırasında damarların doğru seviyeden bağlanması, ilgili lenf dokularının eksiksiz çıkarılması ve bağırsak devamlılığının güvenli şekilde yeniden oluşturulmasının tedavinin en kritik aşamaları arasında yer aldığını belirten Yardımcı, bu nedenle ameliyatların sindirim sistemi ve kanser cerrahisinde deneyimli gastroenteroloji cerrahları tarafından yapılmasının hem onkolojik başarıyı hem de ameliyat sonrası iyileşme sürecini olumlu etkileyebileceğini dile getirdi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>Her Hasta İçin Kapalı Cerrahi Uygun Olmayabilir</strong></p>

<p>Kapalı cerrahinin birçok avantaj sunmasına rağmen her hasta için doğru seçenek olmayabileceğine dikkat çeken Prof. Dr. Samet Yardımcı, uygulanacak yöntemin tümörün bulunduğu bölge, hastalığın evresi, hastanın genel sağlık durumu ve daha önce geçirdiği ameliyatlar değerlendirilerek belirlendiğini söyledi. Bazı hastalarda açık cerrahinin daha güvenli ve uygun bir seçenek olabileceğini belirten Yardımcı, temel hedefin her zaman hastaya en güvenli ve en etkili tedaviyi sunmak olduğunu vurguladı. (Kaynak: Doktortakvimi)</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>HABER MERKEZİ</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://usakhabergazetesi.com.tr/kolon-kanseri-ameliyatinda-kapali-cerrahi-uygun-mu</guid>
      <pubDate>Thu, 09 Jul 2026 04:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://usakhabergazetesicomtr.teimg.com/crop/1280x720/usakhabergazetesi-com-tr/uploads/2026/07/kolon-kanserinde-kapali-cerrahi-onemi.jpg" type="image/jpeg" length="38069"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Yazın Kanser Tedavisi Görenler İçin Hayati 10 Uyarı]]></title>
      <link>https://usakhabergazetesi.com.tr/yazin-kanser-tedavisi-gorenler-icin-hayati-10-uyari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://usakhabergazetesi.com.tr/yazin-kanser-tedavisi-gorenler-icin-hayati-10-uyari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yaz sıcakları kemoterapi ve diğer kanser tedavilerinin yan etkilerini artırabiliyor. İşte hastaların dikkat etmesi gereken 10 önemli öneri.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Yaz aylarında artan sıcaklık ve yoğun güneş ışınları, kanser tedavisi gören hastalar için önemli sağlık risklerini de beraberinde getiriyor. Uzmanlar, özellikle kemoterapi, immünoterapi ve hedefe yönelik tedavi alan hastalarda sıcak havanın tedaviye bağlı yan etkileri artırabileceğine dikkat çekerek, sıvı tüketiminden güneşten korunmaya kadar birçok konuda daha dikkatli olunması gerektiğini vurguluyor. Ataşehir Hastanesi Tıbbi Onkoloji Uzmanı Dr. Engin Erdemoğlu, yaz mevsiminde alınacak basit önlemlerin hem tedavi sürecini kolaylaştırdığını hem de yaşam kalitesini artırdığını belirtti.</p>

<h2><strong>Sadece Güneş Kremi Kullanmak Yetmiyor</strong></h2>

<p>Dr. Erdemoğlu, kemoterapi ilaçlarının bazı hastalarda cildi güneşe karşı çok daha hassas hale getirdiğini belirterek, yalnızca güneş kremi kullanmanın yeterli olmadığını söyledi. Özellikle 11.00 ile 16.00 saatleri arasında doğrudan güneşe çıkılmaması gerektiğini belirten Erdemoğlu, geniş kenarlı şapka, güneş gözlüğü ve koruyucu kıyafet kullanımının da büyük önem taşıdığını ifade etti. Hassas ciltler için SPF 50 ve üzeri, UVA ile UVB koruması sağlayan güneş kremlerinin tercih edilmesi öneriliyor.</p>

<h2><strong>Susamayı Beklemeden Su İçin</strong></h2>

<p>Yaz aylarında en sık karşılaşılan sorunlardan birinin sıvı kaybı olduğunu belirten Erdemoğlu, özellikle ileri yaş grubunda susama hissinin her zaman güvenilir olmadığını söyledi. Yetersiz sıvı tüketiminin yalnızca halsizlik ve baş dönmesine değil, böbrek fonksiyonlarının bozulmasına ve bazı kemoterapi ilaçlarının yan etkilerinin ağırlaşmasına da neden olabileceğini ifade eden Erdemoğlu, özel bir sağlık engeli bulunmayan hastaların gün boyunca düzenli olarak su tüketmesi gerektiğini vurguladı.</p>

<h2><strong>Açıkta Satılan Gıdalara Dikkat</strong></h2>

<p>Kanser tedavisi sırasında bağışıklık sisteminin zayıflayabileceğini hatırlatan Erdemoğlu, açıkta satılan yiyecekler, iyi yıkanmamış sebze ve meyveler ile uzun süre beklemiş süt ürünlerinin enfeksiyon riski oluşturabileceğini söyledi. Özellikle beyaz kan hücresi düşük olan hastalarda basit görülen gıda kaynaklı enfeksiyonların bile ciddi sonuçlara yol açabileceğine dikkat çekildi.</p>

<h2><strong>Sıcak Çarpması Tedavi Yan Etkileriyle Karışabiliyor</strong></h2>

<p>Yüksek ateş, bilinç bulanıklığı, çarpıntı, bayılacak gibi olma hissi ve aşırı halsizlik gibi belirtilerin sıcak çarpmasının işareti olabileceğini belirten Erdemoğlu, bu belirtilerin kemoterapi yan etkileriyle karıştırılmaması gerektiğini ifade etti. İleri yaşta olanlar ile kalp ve böbrek hastalığı bulunan kanser hastalarının sıcak havalardan daha fazla etkilendiği belirtiliyor.</p>

<h2><strong>Egzersiz ve Tatil Mümkün Ama Planlı Olmalı</strong></h2>

<p>Ataşehir Hastanesi Tıbbi Onkoloji Uzmanı Dr. Engin Erdemoğlu, kanser tedavisi gören hastaların tamamen hareketsiz kalmasının doğru olmadığını belirtiyor. Günün serin saatlerinde yapılacak hafif yürüyüş, yüzme ve esneme hareketleri hem fiziksel dayanıklılığı hem de yaşam kalitesini artırabiliyor. Tatil planı yapacak hastaların ise tedavi takvimini dikkate alması, ilaçlarını yanlarında bulundurması ve sağlık hizmetlerine kolay ulaşabilecekleri bölgeleri tercih etmeleri öneriliyor.</p>

<h2><strong>Estetik İşlemler Tedavi Sonrasına Bırakılmalı</strong></h2>

<p>Botoks, dolgu ve benzeri estetik uygulamaların aktif kemoterapi sürecinde enfeksiyon ve yara iyileşmesi açısından risk oluşturabileceğini belirten Dr. Erdemoğlu, bu tür işlemlerin mutlaka onkoloji uzmanına danışılarak planlanması gerektiğini söyledi.</p>

<h2><strong>Yazın Kanser Tedavisi Görenler İçin 10 Altın Öneri</strong></h2>

<p>-Güneşin en yoğun olduğu saatlerde dışarı çıkmayın.</p>

<p>-SPF 50 ve üzeri koruyucu güneş kremi kullanın.</p>

<p>-Susamayı beklemeden düzenli su için.</p>

<p>-Açıkta satılan ve uzun süre beklemiş yiyeceklerden kaçının.</p>

<p>-El hijyenine dikkat edin ve enfeksiyon riskini azaltın.</p>

<p>-Günün serin saatlerinde hafif egzersiz yapın.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>-Sıcak çarpması belirtilerini önemseyin.</p>

<p>-Tatil planını tedavi programına göre yapın.</p>

<p>-Estetik işlemleri tedavi sonrasına erteleyin.</p>

<p>-Olağan dışı belirtilerde vakit kaybetmeden doktorunuza başvurun. (Kaynak: acibadem.com)</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>Haber Merkezi</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://usakhabergazetesi.com.tr/yazin-kanser-tedavisi-gorenler-icin-hayati-10-uyari</guid>
      <pubDate>Wed, 08 Jul 2026 04:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://usakhabergazetesicomtr.teimg.com/crop/1280x720/usakhabergazetesi-com-tr/uploads/2026/07/dr-engin-erdemoglu.jpg" type="image/jpeg" length="44364"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Dr. İlayda Uysal Uyardı: Yazın Cildinizi Yıpratan 7 Tehlike]]></title>
      <link>https://usakhabergazetesi.com.tr/dr-ilayda-uysal-uyardi-yazin-cildinizi-yipratan-7-tehlike</link>
      <atom:link rel="self" href="https://usakhabergazetesi.com.tr/dr-ilayda-uysal-uyardi-yazin-cildinizi-yipratan-7-tehlike" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Dermatoloji Uzmanı Dr. İlayda Uysal, yaz aylarında havuzlar, klimalar, cep telefonları ve parfümlerin cilt sağlığı üzerindeki etkilerine karşı önemli uyarılarda bulundu.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Yaz aylarında cilt sağlığını tehdit eden en önemli etkenin yalnızca güneş olmadığına dikkat çeken Acıbadem Üniversitesi Atakent Hastanesi Dermatoloji Uzmanı Dr. İlayda Uysal, sıcak havalarda fark edilmeyen birçok unsurun cilt bariyerini zayıflatarak kuruluk, leke, akne ve enfeksiyonlara neden olabileceğini söyledi. Dr. Uysal, alınacak basit önlemlerle yaz boyunca cildi korumanın mümkün olduğunu vurguladı.</p>

<p><strong>Dr. İlayda Uysal: Hijyenik Olmayan Havuzlar Enfeksiyon Riskini Artırıyor</strong></p>

<p>Yazın serinlemek için tercih edilen havuzların hijyen koşullarına dikkat edilmesi gerektiğini belirten Dr. İlayda Uysal, yeterince temiz olmayan havuzlarda bakteriyel enfeksiyonların yanı sıra adenovirüs kaynaklı viral enfeksiyonların da görülebileceğini söyledi. Ayrıca uzun süre klorlu suda kalmanın cildin doğal nemini kaybetmesine neden olarak kuruluk ve tahrişe yol açabileceğini ifade etti. Dr. Uysal, mümkün olduğunca kalabalık havuzlardan uzak durulmasını, havuzdan çıkar çıkmaz duş alınmasını ve uzun süre suda kalınmamasını önerdi.</p>

<p><strong>Şezlong ve Duş Alanlarında Çıplak Ayakla Dolaşmayın</strong></p>

<p>Havuz çevresi, duş alanları ve ortak kullanım noktalarının da önemli risk taşıdığını belirten Dr. İlayda Uysal, bu alanlarda çıplak ayakla dolaşmanın HPV kaynaklı siğiller ile molluskum kontagiozum gibi viral enfeksiyonların bulaşmasını kolaylaştırabileceğini söyledi. Dr. Uysal, ortak kullanım alanlarında terlik kullanılmasını, şezlonglara mutlaka kişisel havlu serilmesini ve havlu gibi kişisel eşyaların paylaşılmamasını tavsiye etti.</p>

<p><strong>Klimalar Cildin Nem Dengesini Bozabiliyor</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Sıcak havalarda uzun süre klimalı ortamlarda bulunmanın cildin su kaybetmesine neden olduğunu belirten Dr. İlayda Uysal, özellikle kuru ve hassas cilt yapısına sahip kişilerde gerginlik, kızarıklık ve tahriş şikayetlerinin artabileceğini söyledi. Dr. Uysal, yaz boyunca cilt bariyerini güçlendiren nemlendiricilerin düzenli kullanılmasını, günlük en az 2-2,5 litre su tüketilmesini ve doğrudan klima havasına maruz kalınmamasını önerdi.</p>

<p><strong>Aşırı Sıcaklar Cilt Lekelerini Tetikleyebiliyor</strong></p>

<p>Yüksek sıcaklıkların yalnızca bunaltıcı bir etki oluşturmadığını vurgulayan Dr. İlayda Uysal, rozasea hastalarında atakları artırabileceğini, melazmaya yatkın kişilerde ise kahverengi cilt lekelerinin oluşumunu hızlandırabileceğini söyledi. Bu nedenle güneş koruyucu kremlerin yanı sıra şapka ve güneş gözlüğü kullanımının da ihmal edilmemesi gerektiğini ifade etti.</p>

<p><strong>Yoğun Terleme Mantar ve Siyah Nokta Oluşumuna Yol Açabiliyor</strong></p>

<p>Terlemenin yaz aylarında mantarların çoğalması için uygun ortam oluşturduğunu belirten Dr. İlayda Uysal, yoğun güneş kremi kullanımının da gözeneklerin tıkanmasını kolaylaştırarak siyah nokta ve sivilce oluşumunu artırabileceğini dile getirdi. Dr. Uysal, cildin her akşam ter ve güneş kremi kalıntılarından arındırılması gerektiğini söyledi.</p>

<p><strong>Parfümü Teninize Değil Kıyafetinize Sıkın</strong></p>

<p>Yaz aylarında boyun ve bileklere sıkılan parfümlerin güneş ışığıyla birleştiğinde kalıcı cilt lekelerine neden olabileceğini ifade eden Dr. İlayda Uysal, özellikle narenciye içerikli parfümlerin bu riski artırdığına dikkat çekti. Parfümün doğrudan cilde değil, kıyafet üzerine uygulanmasının daha doğru olacağını belirtti.</p>

<p><strong>Dr. İlayda Uysal: Cep Telefonları Akne Oluşumunu Artırabilir</strong></p>

<p>Gün içinde sık kullanılan cep telefonlarının da cilt sağlığını etkileyebildiğini söyleyen Dr. İlayda Uysal, telefon ekranlarında biriken bakteri ve kirlerin sıcak hava ile birleştiğinde özellikle yanak ve çene bölgesinde sivilce oluşumunu artırabileceğini ifade etti. Ayrıca telefon ekranlarından yayılan görünür ışığın ultraviyole ışınlarıyla birlikte cilt lekelerine katkıda bulunabileceğine ilişkin bilimsel çalışmalar bulunduğunu belirten Dr. Uysal, telefon ekranlarının düzenli temizlenmesini, uzun görüşmelerde kulaklık kullanılmasını ve demir oksit filtreli güneş kremlerinin tercih edilmesini önerdi.</p>

<p><strong>Yaz Boyunca Sağlıklı Bir Cilt İçin Bu Önerilere Dikkat</strong></p>

<p>Dr. İlayda Uysal'ın önerilerine göre yaz aylarında cilt sağlığını korumak için, Güneş koruyucu krem düzenli kullanılmalı. Telefon ekranı sık sık temizlenmeli. Havuz sonrası mutlaka duş alınmalı. Ortak kullanım alanlarında terlik tercih edilmeli. Cilt her akşam temizlenmeli. Nemlendirici kullanımı ihmal edilmemeli. Günlük en az 2-2,5 litre su tüketilmeli. Yaz boyunca yalnızca güneşten değil, çoğu zaman fark edilmeyen bu etkenlerden de korunmanın cilt sağlığını korumada büyük önem taşıdığı belirtiliyor. (Kaynak: acibadem.com)</p>

<p></p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>HABER MERKEZİ</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://usakhabergazetesi.com.tr/dr-ilayda-uysal-uyardi-yazin-cildinizi-yipratan-7-tehlike</guid>
      <pubDate>Tue, 07 Jul 2026 04:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://usakhabergazetesicomtr.teimg.com/crop/1280x720/usakhabergazetesi-com-tr/uploads/2026/07/drilayda-uysal.jpg" type="image/jpeg" length="28665"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Kandaki Yağı Düşüren Bitkiler Hangileri? Uzmanlardan Uyarı]]></title>
      <link>https://usakhabergazetesi.com.tr/kandaki-yagi-dusuren-bitkiler-hangileri-uzmanlardan-uyari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://usakhabergazetesi.com.tr/kandaki-yagi-dusuren-bitkiler-hangileri-uzmanlardan-uyari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Kolesterol ve trigliserit seviyelerinin kontrolünde sağlıklı beslenme ve düzenli yaşam büyük önem taşıyor. Bazı bitkisel besinler destek sağlayabilse de tedavinin yerini tutmuyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Kolesterol ve trigliserit yüksekliği, kalp ve damar hastalıkları açısından en önemli risk faktörleri arasında gösteriliyor. Halk arasında "kandaki yağ" olarak bilinen bu değerlerin sağlıklı seviyelerde tutulması için dengeli beslenme, düzenli egzersiz ve ideal kilonun korunması ilk sırada yer alıyor. Uzmanlar ise bitkisel ürünlerin tek başına mucizevi bir çözüm olmadığını, ancak sağlıklı yaşamın bir parçası olarak fayda sağlayabileceğini belirtiyor. Bilimsel araştırmalar, sarımsak, soğan, yeşil çay, zencefil, keten tohumu, chia tohumu, yaban mersini ve ahududu gibi besinlerin içerdiği lif, antioksidan ve sağlıklı yağlar sayesinde kolesterol ve trigliserit seviyelerinin dengelenmesine katkıda bulunabileceğini ortaya koyuyor. Bunun yanında ceviz, badem ve fındık gibi kuruyemişler ile yulaf ve baklagiller de kalp dostu beslenmenin önemli parçaları arasında yer alıyor.</p>

<p>Ancak uzmanlar, bu besinlerin hiçbirinin tek başına kandaki yağı "eriten" bir etkiye sahip olmadığını vurguluyor. Kolesterol ve trigliserit yüksekliğinin kontrol altına alınabilmesi için beslenme alışkanlıklarının değiştirilmesi, düzenli fiziksel aktivite yapılması, sigara ve aşırı alkol tüketiminden uzak durulması, kaliteli uyku ve stres yönetimine de önem verilmesi gerekiyor. Kandaki yağ seviyelerinin yükselmesinde yalnızca yanlış beslenme değil, diyabet, böbrek ve karaciğer hastalıkları, tiroit bezinin yetersiz çalışması, genetik faktörler ve hareketsiz yaşam da etkili olabiliyor. Bu nedenle yüksek kolesterol veya trigliserit tespit edilen kişilerin öncelikle bir sağlık kuruluşuna başvurarak gerekli değerlendirmeleri yaptırması öneriliyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Uzmanlar ayrıca omega-3 yönünden zengin balıkların, tam tahılların, sebze ve meyvelerin ağırlıkta olduğu Akdeniz tipi beslenmenin kalp ve damar sağlığı açısından en çok önerilen beslenme modellerinden biri olduğuna dikkat çekiyor. Buna karşılık trans yağ içeren işlenmiş gıdalar, aşırı şekerli besinler ve doymuş yağ oranı yüksek yiyeceklerin sınırlandırılması gerektiği ifade ediliyor. Bitkisel ürünler bazı kişilerde ilaçlarla etkileşime girebildiği için, özellikle kolesterol ilacı kullananlar, kronik hastalığı bulunanlar, hamileler ve emziren kadınların bu ürünleri tüketmeden önce mutlaka doktorlarına danışmaları tavsiye ediliyor. Uzmanlar, kolesterol ve trigliserit seviyelerinin düzenli kan tahlilleriyle takip edilmesi gerektiğini, tedavinin ise hekim önerisi doğrultusunda planlanmasının en güvenli yaklaşım olduğunu belirtiyor. (Kaynak: Medicana.com.tr)</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>Haber Merkezi</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://usakhabergazetesi.com.tr/kandaki-yagi-dusuren-bitkiler-hangileri-uzmanlardan-uyari</guid>
      <pubDate>Mon, 06 Jul 2026 04:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://usakhabergazetesicomtr.teimg.com/crop/1280x720/usakhabergazetesi-com-tr/uploads/2026/07/kandaki-yagi-eriten-bitkiler.webp" type="image/jpeg" length="85019"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Kayısı Çekirdeği Faydalı mı? Uzmanların Uyardığı Riskler]]></title>
      <link>https://usakhabergazetesi.com.tr/kayisi-cekirdegi-faydali-mi-uzmanlarin-uyardigi-riskler</link>
      <atom:link rel="self" href="https://usakhabergazetesi.com.tr/kayisi-cekirdegi-faydali-mi-uzmanlarin-uyardigi-riskler" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Kayısı çekirdeği lif, sağlıklı yağlar ve vitaminler açısından zengin olsa da özellikle acı kayısı çekirdeği, siyanüre dönüşebilen amigdalin nedeniyle ciddi sağlık riski taşıyabiliyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Kayısı çekirdeği, içerdiği vitaminler, mineraller ve sağlıklı yağlar nedeniyle son yıllarda sıkça tüketilen besinlerden biri haline geldi. Ancak uzmanlar, özellikle acı kayısı çekirdeğinin bilinçsiz tüketiminin ciddi zehirlenmelere yol açabileceği konusunda uyarıyor. Kayısı çekirdeğinde E vitamini, lif, protein, kalsiyum, demir ve doymamış yağ asitlerinin yanı sıra amigdalin adı verilen doğal bir bileşik bulunuyor. Halk arasında zaman zaman "B17 vitamini" olarak adlandırılsa da amigdalin, bilimsel olarak vitamin olarak kabul edilmiyor. Ayrıca "B15 vitamini" şeklinde tanıtılan pangamik asidin de insan sağlığı için gerekli bir vitamin olduğuna dair kabul görmüş bilimsel kanıt bulunmuyor.</p>

<p><strong>Lif ve sağlıklı yağ içeriğiyle öne çıkıyor</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Tatlı kayısı çekirdeği, içerdiği lif sayesinde sindirim sisteminin düzenli çalışmasına katkı sağlayabiliyor. Sağlıklı yağlar ve protein ise uzun süre tokluk hissi oluşturarak dengeli beslenmeye destek olabiliyor. Aynı zamanda E vitamini ve çeşitli bitkisel antioksidanlar sayesinde hücrelerin oksidatif strese karşı korunmasına yardımcı olabileceği, cilt sağlığını destekleyebileceği ve kalp sağlığı açısından fayda sağlayabilecek doymamış yağlar içerdiği belirtiliyor.</p>

<p><strong>Kanseri tedavi ettiğine dair kanıt yok</strong></p>

<p>Kayısı çekirdeğiyle ilgili en yaygın yanlış inanışlardan biri de kanseri tedavi ettiği iddiası. Bugüne kadar yapılan bilimsel çalışmalar, amigdalin veya "laetrile" adıyla pazarlanan ürünlerin kanseri tedavi ettiğini gösteren güvenilir bir kanıt ortaya koymadı. Aksine, bu ürünlerin ciddi siyanür zehirlenmesine neden olabileceği bildiriliyor.</p>

<p><strong>En büyük risk acı kayısı çekirdeğinde</strong></p>

<p>Uzmanların en önemli uyarısı ise acı kayısı çekirdeğine yönelik. Acı çekirdekte bulunan amigdalin, sindirim sırasında siyanüre dönüşebiliyor. Fazla miktarda tüketildiğinde bu durum hayati tehlike oluşturabilecek zehirlenmelere neden olabiliyor.Siyanür zehirlenmesinin belirtileri arasında: Baş dönmesi, Baş ağrısı, Bulantı ve kusma, Hızlı nefes alıp verme, Çarpıntı, Halsizlik, Bilinç bulanıklığı, Nefes darlığı yer alıyor. Ağır vakalarda koma ve ölüm riski de bulunuyor.</p>

<p><strong>Tatlı çekirdek daha güvenli olsa da ölçü önemli</strong></p>

<p>Tatlı kayısı çekirdeği, acı türüne göre çok daha düşük miktarda amigdalin içeriyor. Buna rağmen uzmanlar, hiçbir türünün aşırı miktarda tüketilmesini önermiyor. Özellikle çocuklar, hamileler ve kronik hastalığı bulunan kişilerin kayısı çekirdeği tüketmeden önce sağlık uzmanına danışmaları tavsiye ediliyor. Kayısı çekirdeği tek başına mucizevi bir besin olarak görülmemeli. Dengeli beslenmenin bir parçası olarak, güvenli miktarlarda tüketildiğinde bazı besinsel katkılar sağlayabilir. Ancak özellikle acı kayısı çekirdeğinde bulunan siyanür riski nedeniyle bilinçsiz tüketimden kaçınılması büyük önem taşıyor. (Kaynak: Medicana.com.tr)</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>Haber Merkezi</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://usakhabergazetesi.com.tr/kayisi-cekirdegi-faydali-mi-uzmanlarin-uyardigi-riskler</guid>
      <pubDate>Sun, 05 Jul 2026 04:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://usakhabergazetesicomtr.teimg.com/crop/1280x720/usakhabergazetesi-com-tr/uploads/2026/07/kayisi-cekirdegi-faydalari-nelerdir.jpg" type="image/jpeg" length="91288"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Aşırı Düşünmek Neden Bizi Hareketsiz Bırakıyor?]]></title>
      <link>https://usakhabergazetesi.com.tr/zihnimizin-icindeki-susmayan-ses-asiri-dusunmek-neden-bizi-hareketsiz-birakiyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://usakhabergazetesi.com.tr/zihnimizin-icindeki-susmayan-ses-asiri-dusunmek-neden-bizi-hareketsiz-birakiyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Klinik Psikolog Ömer Faruk Güzelgöz, aşırı düşünmenin çözüm üretmek yerine kişiyi karar veremez hale getirebildiğini belirterek, düşünceleri bastırmaya çalışmak yerine onlarla sağlıklı bir mesafe kurmanın ruh sağlığı açısından büyük önem taşıdığına dikkat çekti.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Gece başınızı yastığa koyduğunuzda zihniniz durmadan konuşuyor mu? Gün içinde en basit kararları verirken bile uzun uzun düşünüyor, ihtimaller arasında kayboluyor musunuz? Klinik Psikolog Ömer Faruk Güzelgöz, bu durumun sanıldığı gibi sağlıklı bir analiz süreci olmadığını, çoğu zaman kişiyi zihinsel bir çıkmazın içine sürüklediğini ifade ediyor.</p>

<p><strong>Belirsizlik Kaygısı Düşünceleri Besliyor</strong></p>

<p>İnsanın doğası gereği belirsizliği tehdit olarak algıladığını belirten Güzelgöz, "Ya yanlış karar verirsem?" veya "Ya başarısız olursam?" gibi düşüncelerin beynin sürekli yeni senaryolar üretmesine neden olduğunu vurguluyor. Bu durum kişiye kontrol hissi veriyor gibi görünse de, aslında sinir sistemini sürekli alarm halinde tutuyor. Böylece kişi gerçek bir tehlike bulunmasa bile kendisini sürekli stres altında hissedebiliyor.</p>

<p><strong>Zihinsel Yorgunluk Günlük Hayatı Etkiliyor</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Aşırı düşünmenin zamanla karar verme güçlüğüne yol açabileceğini belirten Güzelgöz, zihinsel yükün arttıkça kişinin basit seçimleri bile ertelemeye başlayabileceğini ifade ediyor. Sürekli devam eden bu süreç; duygusal tükenmişlik, dikkat dağınıklığı, kas gerginliği, uyku sorunları ve gün boyu devam eden zihinsel yorgunluk gibi birçok farklı belirtiye de neden olabiliyor.</p>

<p><strong>Düşünceleri Bastırmak Yerine Kabul Etmek Gerekli</strong></p>

<p>Klinik Psikolog Ömer Faruk Güzelgöz'e göre, aşırı düşünmeyle mücadelede en sık yapılan hatalardan biri düşünceleri tamamen susturmaya çalışmak. Psikolojik araştırmaların bunun ters etki oluşturabildiğini belirten Güzelgöz, düşünceleri mutlak gerçekler olarak görmek yerine zihnin ürettiği geçici zihinsel içerikler olarak değerlendirebilmenin önemine dikkat çekiyor. Psikolojide "bilişsel ayrışma" olarak tanımlanan bu yaklaşımın, kişinin düşünceleriyle arasına sağlıklı bir mesafe koymasına yardımcı olabileceğini ifade ediyor.</p>

<p><strong>Zihni Yavaşlatabilmek Önemli Bir Beceri</strong></p>

<p>Güzelgöz, aşırı düşünmenin kişiyi daha hazırlıklı ya da daha güçlü hale getirmediğini, aksine mevcut ana odaklanmasını zorlaştırdığını belirtiyor. Düşüncelerin oluşturduğu yoğun akışın içinde kaybolmadan durabilmenin, belirsizlikle başa çıkabilmenin ve dikkati yeniden içinde bulunulan ana yöneltebilmenin güçlü bir duygu düzenleme becerisi olduğunu vurgulayan Güzelgöz, zihinsel dengeyi korumanın sağlıklı kararlar alabilmenin temel unsurlarından biri olduğunun altını çiziyor. (Kaynak: Doktortakvimi)</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>HABER MERKEZİ</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://usakhabergazetesi.com.tr/zihnimizin-icindeki-susmayan-ses-asiri-dusunmek-neden-bizi-hareketsiz-birakiyor</guid>
      <pubDate>Sat, 04 Jul 2026 04:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://usakhabergazetesicomtr.teimg.com/crop/1280x720/usakhabergazetesi-com-tr/uploads/2026/07/aklimi-icindeki-susmayan-ses.jpg" type="image/jpeg" length="99725"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Uzmanından Uyarı: Dinlenseniz de Geçmeyen Yorgunluğun Nedeni Ruhsal Olabilir]]></title>
      <link>https://usakhabergazetesi.com.tr/uzmanindan-uyari-dinlenseniz-de-gecmeyen-yorgunlugun-nedeni-ruhsal-olabilir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://usakhabergazetesi.com.tr/uzmanindan-uyari-dinlenseniz-de-gecmeyen-yorgunlugun-nedeni-ruhsal-olabilir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Klinik Psikolog Ömer Faruk Güzelgöz, yeterince uyunmasına rağmen devam eden yorgunluk hissinin yalnızca fiziksel nedenlerle açıklanamayacağını belirterek, ruhsal tükenmişliğin önemli belirtilerine dikkat çekti.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Klinik Psikolog Ömer Faruk Güzelgöz, son yıllarda birçok kişinin yaşadığı ancak çoğu zaman önemsemediği "geçmeyen yorgunluk" hissinin altında ruhsal tükenmişliğin yatabileceğini belirtti. Güzelgöz'e göre, uzun süre devam eden stres, bastırılan duygular ve zihinsel yük, kişinin dinlenmesine rağmen kendini sürekli bitkin hissetmesine neden olabiliyor. Uzman Klinik Psikolog Ömer Faruk Güzelgöz, fiziksel yorgunluk ile ruhsal yorgunluğun birbirinden farklı olduğuna dikkat çekerek, ruhsal yorgunlukta sinir sisteminin sürekli alarm halinde kaldığını ifade etti. Bu durumun, ne kadar uzun süre uyunsa da kişinin sabahları dinlenememiş şekilde uyanmasına yol açtığını belirten Güzelgöz, zihnin tehlikenin geçtiğine dair güvenlik sinyali alamadığı için stres sisteminin sürekli aktif kaldığını vurguladı.</p>

<p><strong>En Dayanıklı Görünenler Daha Fazla Tükenebiliyor</strong></p>

<p>Toplumda güçlü ve her sorunun üstesinden gelen kişiler olarak görülen bireylerin, çoğu zaman en ağır ruhsal yükü taşıdığını ifade eden Güzelgöz, sürekli güçlü görünmeye çalışmanın ciddi bir psikolojik yük oluşturduğunu söyledi. Bastırılan duyguların, ertelenen yasların ve sürekli kontrol altında tutulmaya çalışılan kırılganlıkların zamanla zihinsel enerjiyi tükettiğini belirten Güzelgöz, dışarıdan yalnızca yoğun çalışma temposu gibi görünen durumun aslında duygusal tükenmişlikten kaynaklanabileceğini kaydetti.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>Bu Belirtiler Ruhsal Yorgunluğun Habercisi Olabilir</strong></p>

<p>Uzman Klinik Psikolog Güzelgöz, ruhsal yorgunluğun günlük yaşamda farklı belirtilerle kendini gösterebileceğini belirtti. Sabahları dinlenemeden uyanmak, küçük olaylara aşırı tepki vermek, odaklanma güçlüğü yaşamak, unutkanlığın artması, sosyal ortamlardan uzaklaşma isteği, hiçbir şeyden keyif alamama ve sürekli daha fazlasını yapma baskısı hissetmenin ruhsal tükenmişliğin önemli işaretleri arasında yer aldığını ifade etti.</p>

<p><strong>"Yorgunluğu Görmezden Gelmeyin"</strong></p>

<p>Ruhsal yorgunluğun bir zayıflık ya da tembellik olmadığını vurgulayan Güzelgöz, bunun zihnin verdiği koruyucu bir alarm olduğunu söyledi. İyileşmenin ilk adımının, yaşanan tükenmişliği bir başarısızlık olarak görmekten vazgeçmek olduğunu belirten Güzelgöz, kişinin zaman zaman durmasına, dinlenmesine ve duygularıyla yüzleşmesine izin vermesinin ruh sağlığı açısından büyük önem taşıdığını ifade etti. Uzmanlar, uzun süre devam eden yorgunluk hissi, isteksizlik ve tükenmişlik belirtileri yaşayan kişilerin, yalnızca fiziksel nedenleri değil psikolojik etkenleri de göz önünde bulundurarak gerektiğinde bir ruh sağlığı uzmanından destek almalarının faydalı olabileceğini belirtiyor. (Kaynak: Doktortakvimi)<br />
<br />
 </p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>HABER MERKEZİ</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://usakhabergazetesi.com.tr/uzmanindan-uyari-dinlenseniz-de-gecmeyen-yorgunlugun-nedeni-ruhsal-olabilir</guid>
      <pubDate>Fri, 03 Jul 2026 04:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://usakhabergazetesicomtr.teimg.com/crop/1280x720/usakhabergazetesi-com-tr/uploads/2026/07/bitmeyen-yorgunluk.jpg" type="image/jpeg" length="80092"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Sertleşme Sorunu Kalp Hastalığının Erken Uyarısı Olabilir]]></title>
      <link>https://usakhabergazetesi.com.tr/sertlesme-sorunu-kalp-hastaliginin-erken-uyarisi-olabilir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://usakhabergazetesi.com.tr/sertlesme-sorunu-kalp-hastaliginin-erken-uyarisi-olabilir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Üroloji Uzmanı Doç. Dr. Serdar Yalçın, sertleşme sorununun yalnızca cin sel yaşamı ilgilendiren bir problem olarak görülmemesi gerektiğini belirterek, bazı erkeklerde bu durumun kalp ve damar hastalıklarının ilk belirtisi olabileceğine dikkat çekti.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Sertleşme sorunu yaşayan erkeklerin önemli bir bölümünde altta yatan nedenin damar sağlığıyla ilişkili olabileceğini belirten Üroloji Uzmanı Doç. Dr. Serdar Yalçın, erken dönemde yapılacak değerlendirmelerin yalnızca cin sel yaşam açısından değil, kalp ve damar hastalıklarının erken tanısı açısından da büyük önem taşıdığını söyledi. Doç. Dr. Yalçın, sağlıklı bir sertleşmenin gerçekleşebilmesi için penise yeterli miktarda kan ulaşması gerektiğini ifade ederek, penis damarlarının kalbi besleyen damarlara göre daha ince yapıda olduğunu belirtti. Bu nedenle damar sertliğinin ilk belirtilerinin çoğu zaman önce penis damarlarında ortaya çıkabildiğini vurguladı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Yüksek tansiyon, diyabet, yüksek kolesterol, sigara kullanımı, obezite ve hareketsiz yaşam tarzının hem kalp damar sağlığını hem de ereksiyon fonksiyonunu olumsuz etkileyen başlıca risk faktörleri arasında yer aldığını kaydeden Yalçın, özellikle 40 yaş üzerinde yeni başlayan sertleşme sorunlarının ayrıntılı şekilde değerlendirilmesi gerektiğini ifade etti. Sertleşme bozukluğunun doğrudan kalp krizine neden olmadığını ancak altta yatan damar hastalıklarının habercisi olabileceğini belirten Doç. Dr. Serdar Yalçın, birçok bilimsel çalışmada erektil disfonksiyon ile kalp-damar hastalıkları arasında birkaç yıllık bir zaman farkı bulunduğunun gösterildiğini söyledi. Bu sürecin erken tanı ve koruyucu tedavi açısından önemli bir fırsat sunduğunu dile getirdi.</p>

<p>Ürolojik değerlendirmede yalnızca cinsel fonksiyonların değil, hastanın genel sağlık durumunun da incelendiğini belirten Yalçın, diyabet, hipertansiyon öyküsü, kullanılan ilaçlar, hormon düzeyleri, kan şekeri ve kolesterol değerlerinin yanı sıra gerekli görülen hastalarda kardiyovasküler risk faktörlerinin de değerlendirildiğini ifade etti. Yaşam tarzı değişikliklerinin tedavide önemli bir yer tuttuğunu vurgulayan Yalçın, sigaranın bırakılması, düzenli egzersiz yapılması, sağlıklı beslenme, ideal kilonun korunması, tansiyon ve kan şekeri kontrolünün hem kalp sağlığını hem de ereksiyon kalitesini olumlu etkileyebileceğini söyledi.</p>

<p>Her sertleşme sorununun kalp hastalığı anlamına gelmediğini hatırlatan Doç. Dr. Serdar Yalçın, testosteron eksikliği, psikolojik etkenler, bazı ilaçlar ve nörolojik hastalıkların da bu tabloya neden olabileceğini belirtti. Ancak özellikle orta yaş ve üzerindeki erkeklerde damar kaynaklı nedenlerin mutlaka araştırılması gerektiğini ifade etti. Doç. Dr. Serdar Yalçın, sertleşme bozukluğunun utanılması gereken bir durum olarak değil, erkek sağlığını korumaya yönelik önemli bir uyarı işareti olarak değerlendirilmesi gerektiğini belirterek, erken dönemde hekime başvurmanın hem yaşam kalitesini artırabileceğini hem de olası kalp ve damar hastalıklarının önüne geçilmesine katkı sağlayabileceğini söyledi. (Kaynak: Doktortakvimi)</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>HABER MERKEZİ</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://usakhabergazetesi.com.tr/sertlesme-sorunu-kalp-hastaliginin-erken-uyarisi-olabilir</guid>
      <pubDate>Thu, 02 Jul 2026 04:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://usakhabergazetesicomtr.teimg.com/crop/1280x720/usakhabergazetesi-com-tr/uploads/2026/07/sertlesme-problemi.jpg" type="image/jpeg" length="47432"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Dinlenmekle Geçmeyen Yorgunluğa Dikkat! İşte Kronik Yorgunluk Sendromunun Belirtileri]]></title>
      <link>https://usakhabergazetesi.com.tr/dinlenmekle-gecmeyen-yorgunluga-dikkat-iste-kronik-yorgunluk-sendromunun-belirtileri</link>
      <atom:link rel="self" href="https://usakhabergazetesi.com.tr/dinlenmekle-gecmeyen-yorgunluga-dikkat-iste-kronik-yorgunluk-sendromunun-belirtileri" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Günler, hatta haftalar boyunca devam eden ve dinlenmeyle düzelmeyen yorgunluk, yalnızca yoğun çalışma temposunun sonucu olmayabilir. Uzmanlar, günlük yaşamı belirgin şekilde etkileyen bu tablonun Miyaljik Ensefalomiyelit/Kronik Yorgunluk Sendromu (ME/KYS) olarak bilinen ciddi bir hastalığın belirtisi olabileceğine dikkat çekiyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Tek bir nedene bağlanamayan kronik yorgunluk sendromunun; enfeksiyonlar, bağışıklık sistemi değişiklikleri, sinir sistemi düzensizlikleri, enerji metabolizmasındaki bozukluklar, genetik yatkınlık ve çevresel faktörlerin birlikte etkisiyle geliştiği düşünülüyor. Hastalığın en ayırt edici özelliği, hafif fiziksel ya da zihinsel aktivitenin ardından ortaya çıkan ve saatler hatta günler sonra belirginleşebilen şiddetli semptom artışıdır. Uzmanların "egzersiz sonrası halsizlik" olarak tanımladığı bu durum, hastaların günler veya haftalar boyunca günlük aktivitelerini yerine getirememesine neden olabiliyor. Kronik yorgunluk sendromunda görülebilen başlıca belirtiler arasında dinlenmeyle düzelmeyen yoğun yorgunluk, uykuya rağmen dinlenememe hissi, dikkat ve hafıza sorunları, kas ve eklem ağrıları, baş ağrısı, baş dönmesi, ayakta dururken fenalaşma, boğaz ağrısı, lenf bezlerinde hassasiyet, mide-bağırsak şikâyetleri ile ışık, ses ve kokulara karşı aşırı hassasiyet yer alıyor.</p>

<p><strong>Tanı İçin Tek Bir Test Bulunmuyor</strong></p>

<p>Kronik yorgunluk sendromunu doğrulayan tek bir laboratuvar testi bulunmuyor. Tanı; hastanın ayrıntılı öyküsü, fizik muayenesi ve benzer belirtilere yol açabilecek diğer hastalıkların dışlanmasıyla konuluyor. Değerlendirme sürecinde tam kan sayımı, iltihap göstergeleri, tiroid fonksiyonları, kan şekeri, böbrek ve karaciğer testleri, B12 vitamini, folik asit, D vitamini, demir ve ferritin düzeyleri ile uyku bozuklukları gibi olası nedenler araştırılıyor. Anemi, hipotiroidi, diyabet, depresyon ve uyku apnesi gibi hastalıkların ayırıcı tanıda değerlendirilmesi önem taşıyor. Uzmanlar, kronik yorgunluk sendromunun yalnızca diğer hastalıkların dışlanmasıyla değil, kendine özgü klinik belirtilerin birlikte değerlendirilmesiyle tanı aldığını vurguluyor.</p>

<p><strong>Tedavide Amaç Günlük Yaşam Kalitesini Artırmak</strong></p>

<p>ME/KYS için hastalığı tamamen ortadan kaldıran onaylanmış bir tedavi bulunmuyor. Tedavide temel amaç semptomların kontrol altına alınması ve hastanın günlük yaşam kalitesinin artırılması. Güncel uluslararası kılavuzlar, hastaların enerji sınırlarını aşmadan yaşamlarını planlamasını sağlayan <strong>enerji yönetimi (pacing)</strong> yaklaşımını ön plana çıkarıyor. Bu yöntem, aktivite sonrası yaşanan ağır semptom artışlarını azaltmayı hedefliyor. Bunun yanında uyku düzeninin iyileştirilmesi, yeterli sıvı tüketimi, ortostatik intoleransın tedavisi, ağrı kontrolü ve varsa depresyon veya anksiyete gibi eşlik eden hastalıkların uygun şekilde tedavi edilmesi öneriliyor. Vitamin veya mineral eksikliği saptanan hastalarda ise hekim kontrolünde uygun takviyeler kullanılabiliyor.</p>

<p><strong>Egzersiz Her Zaman Çözüm Olmayabilir</strong></p>

<p>Kronik yorgunluk sendromuyla ilgili en yaygın yanlış inanışlardan biri, "daha fazla egzersiz yapmanın hastalığı iyileştireceği" düşüncesi. Oysa uzmanlar, kontrolsüz ve yoğun egzersizin hastalarda semptomları ağırlaştırabileceğini belirtiyor.</p>

<p>Buna karşılık kişinin sınırlarını zorlamayan nefes egzersizleri, hafif germe hareketleri, yoga veya tai chi gibi düşük yoğunluklu aktiviteler bazı hastalarda fayda sağlayabiliyor. Ancak bu uygulamaların mutlaka bireysel toleransa göre planlanması gerekiyor.</p>

<p><strong>Hangi Durumlarda Doktora Başvurulmalı?</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Altı haftadan uzun süren, dinlenmeyle düzelmeyen yorgunluk, fiziksel veya zihinsel aktivite sonrası günlerce süren belirgin kötüleşme, uykuya rağmen dinlenememe hissi ve dikkat-hafıza problemleri yaşayan kişilerin iç hastalıkları, nöroloji veya ilgili uzmanlık dallarına başvurması öneriliyor. Buna karşılık ani gelişen şiddetli baş ağrısı, bilinç değişikliği, görme kaybı, göğüs ağrısı, ciddi nefes darlığı, çarpıntı veya hızla ilerleyen kas güçsüzlüğü gibi belirtiler ortaya çıkarsa vakit kaybetmeden acil sağlık kuruluşuna başvurulması gerektiği belirtiliyor. (Kaynak: Medicana.com.tr)</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>Haber Merkezi</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://usakhabergazetesi.com.tr/dinlenmekle-gecmeyen-yorgunluga-dikkat-iste-kronik-yorgunluk-sendromunun-belirtileri</guid>
      <pubDate>Wed, 01 Jul 2026 04:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://usakhabergazetesicomtr.teimg.com/crop/1280x720/usakhabergazetesi-com-tr/uploads/2026/06/kronik-yorgunluk-sebepleri.webp" type="image/jpeg" length="71773"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Vitiligo Nedir? Belirtileri, Nedenleri ve Güncel Tedavi Yöntemleri]]></title>
      <link>https://usakhabergazetesi.com.tr/vitiligo-nedir-belirtileri-nedenleri-ve-guncel-tedavi-yontemleri</link>
      <atom:link rel="self" href="https://usakhabergazetesi.com.tr/vitiligo-nedir-belirtileri-nedenleri-ve-guncel-tedavi-yontemleri" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Ciltte oluşan beyaz lekelerle kendini gösteren vitiligo, bağışıklık sisteminin pigment üreten hücrelere saldırması sonucu gelişen otoimmün bir hastalık olarak kabul ediliyor. Uzmanlar, erken tanı ve doğru tedavinin hem hastalığın kontrolünde hem de yaşam kalitesinin korunmasında büyük önem taşıdığına dikkat çekiyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Ciltte sınırları belirgin beyaz lekelerle ortaya çıkan vitiligo, toplumda en sık yanlış anlaşılan deri hastalıklarından biri olmaya devam ediyor. Bulaşıcı olmayan bu hastalık, melanin pigmentini üreten melanosit hücrelerinin hasar görmesiyle gelişiyor. Günümüzde yapılan bilimsel çalışmalar, vitiligonun temel nedeninin bağışıklık sisteminin kendi hücrelerine saldırdığı otoimmün mekanizma olduğunu ortaya koyuyor. Uzmanlara göre genetik yatkınlık da hastalığın gelişiminde önemli rol oynuyor. Vitiligo hastalarının yaklaşık yüzde 20 ila 30'unda aile öyküsü bulunurken, Hashimoto tiroiditi, Tip 1 diyabet, romatoid artrit ve alopesi areata gibi otoimmün hastalıklarla birlikte görülme riski de artıyor. Yoğun stres, güneş yanıkları, cilt travmaları ve bazı kimyasal maddeler ise hastalığın ortaya çıkmasını veya ilerlemesini tetikleyebiliyor.</p>

<p><strong>Vitiligo Belirtileri Nasıl Anlaşılır?</strong></p>

<p>Vitiligonun en belirgin belirtisi, cilt üzerinde süt beyazı veya krem renginde, sınırları net şekilde belirginleşen lekelerin oluşmasıdır. Bu lekeler en sık el sırtı, yüz, boyun, dizler, koltuk altı, kasık bölgesi ile göz ve ağız çevresinde görülüyor. Bazı hastalarda saç, kaş ve kirpiklerde de beyazlama meydana gelebiliyor. Hastalık üç temel klinik tipe ayrılıyor. Segmental vitiligo vücudun tek tarafında sınırlı bir bölgede görülürken, en yaygın form olan segmental olmayan (generalize) vitiligo her iki tarafta simetrik şekilde ilerleyebiliyor. Daha nadir görülen üniversal vitiligoda ise pigment kaybı vücudun büyük bölümüne yayılıyor.</p>

<p><strong>Tanıda Wood Lambası ve Dermoskopi Kullanılıyor</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Vitiligo tanısı çoğu zaman dermatoloji uzmanının klinik muayenesiyle konuluyor. Tanıyı desteklemek amacıyla Wood lambası adı verilen ultraviyole ışıkla inceleme ve dermoskopi gibi yöntemlerden yararlanılıyor. Uzmanlar ayrıca vitiligo tanısı alan kişilerde tiroid fonksiyon testleri, tam kan sayımı ve açlık kan şekeri gibi laboratuvar incelemelerinin yapılmasını öneriyor. Bunun temel nedeni ise hastalığa eşlik edebilecek otoimmün rahatsızlıkların erken dönemde tespit edilmesi.</p>

<p><strong>Tedavide Amaç Pigment Kaybını Durdurmak</strong></p>

<p>Vitiligo tedavisi; hastanın yaşı, etkilenen cilt alanının büyüklüğü ve hastalığın yayılma hızına göre planlanıyor. Tedavinin temel basamaklarından biri güneşten korunma olarak öne çıkıyor. Pigment kaybı bulunan bölgeler güneş ışınlarına karşı daha hassas olduğu için koruyucu önlemler büyük önem taşıyor. Küçük ve sınırlı alanlarda topikal kortikosteroidler ile takrolimus ve pimekrolimus gibi kalsinörin inhibitörleri tercih edilirken, yaygın vakalarda dar bant UVB (NB-UVB) fototerapi en etkili yöntemlerden biri olarak uygulanıyor. Fototerapinin ilaç tedavileriyle birlikte kullanılması, cilt renginin geri kazanılmasını hızlandırabiliyor.</p>

<p>Son yıllarda geliştirilen yeni nesil JAK inhibitörleri de uygun hastalarda umut veren tedavi seçenekleri arasında yer alıyor.</p>

<p><strong>Vitiligo Hakkındaki Yanlış Bilinenler</strong></p>

<p>Uzmanlar, vitiligo hakkında toplumda yaygın şekilde dolaşan yanlış inanışlara karşı da uyarıyor. Hastalık kesinlikle bulaşıcı değil ve temas yoluyla başka kişilere geçmiyor. Ayrıca yalnızca estetik bir sorun olarak değerlendirilmemesi gerektiği vurgulanıyor. Çünkü vitiligo hem psikolojik yaşamı olumsuz etkileyebiliyor hem de farklı otoimmün hastalıklarla birlikte görülebiliyor. Korumasız güneşlenmenin hastalığa iyi geldiği yönündeki inanışın da doğru olmadığı belirtilirken, aksine güneş yanıklarının vitiligolu bölgelerde yeni lezyonların gelişmesine neden olabileceği ifade ediliyor.</p>

<p><strong>Hangi Durumlarda Doktora Başvurulmalı?</strong></p>

<p>Dermatoloji uzmanları; ciltte yeni oluşan beyaz lekelerin fark edilmesi, mevcut lekelerin hızla büyümesi veya yayılması, saç, kaş ve kirpiklerde ani renk kaybı yaşanması ya da vitiligoya yorgunluk, kilo değişikliği ve aşırı terleme gibi belirtilerin eşlik etmesi durumunda vakit kaybetmeden dermatoloji uzmanına başvurulmasını öneriyor. Erken tanı ve uygun tedaviyle hastalığın ilerleyişi kontrol altına alınabilirken, düzenli takip sayesinde olası eşlik eden otoimmün hastalıkların da erken dönemde tespit edilmesi mümkün olabiliyor.( Kaynak: Medicana)<br />
<br />
 </p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>HABER MERKEZİ</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://usakhabergazetesi.com.tr/vitiligo-nedir-belirtileri-nedenleri-ve-guncel-tedavi-yontemleri</guid>
      <pubDate>Tue, 30 Jun 2026 04:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://usakhabergazetesicomtr.teimg.com/crop/1280x720/usakhabergazetesi-com-tr/uploads/2026/06/vitiligo-nedir-tedavisi-nedir.webp" type="image/jpeg" length="46410"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Düzenli Egzersiz Erkek Cin sel Sağlığını Destekliyor]]></title>
      <link>https://usakhabergazetesi.com.tr/duzenli-egzersiz-erkek-cin-sel-sagligini-destekliyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://usakhabergazetesi.com.tr/duzenli-egzersiz-erkek-cin-sel-sagligini-destekliyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Üroloji Uzmanı Doç. Dr. Serdar Yalçın, düzenli fiziksel aktivitenin yalnızca genel sağlığı değil, erkek cin sel sağlığını da olumlu etkilediğini belirtti. Egzersizin damar sağlığından hormon dengesine kadar birçok mekanizma üzerinden ereksiyon fonksiyonlarını desteklediğine dikkat çekti.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Düzenli egzersiz, erkeklerde görülen erektil disfonksiyon (sertleşme bozukluğu) riskini azaltan en önemli yaşam tarzı alışkanlıkları arasında yer alıyor. Doç. Dr. Serdar Yalçın, bilimsel araştırmaların fiziksel olarak aktif erkeklerde sertleşme probleminin daha düşük oranda görüldüğünü ortaya koyduğunu belirtti. Yalçın, Avrupa Üroloji Derneği'nin (EAU) 2026 Kılavuzu'nda da düzenli egzersizin erektil disfonksiyon tedavisinin temel yaşam tarzı önerileri arasında yer aldığını ifade etti.</p>

<p><strong>Sağlıklı Damarlar Sağlıklı Ereksiyonun Temeli</strong></p>

<p>Ereksiyonun oluşabilmesi için sağlıklı damar yapısı, yeterli kan dolaşımı, güçlü kalp fonksiyonları ve dengeli hormon sisteminin büyük önem taşıdığını belirten Yalçın, düzenli fiziksel aktivitenin bu sistemlerin tamamına olumlu katkı sağlayabildiğini söyledi. Egzersizin damar fonksiyonlarını iyileştirebildiğini, kan dolaşımını artırabildiğini ve kalp-damar hastalıkları riskini azaltabildiğini belirten Yalçın, bunun da penise ulaşan kan akımını olumlu etkileyebileceğini dile getirdi.</p>

<p><strong>Hormon Dengesi Üzerinde de Etkili</strong></p>

<p>Doç. Dr. Serdar Yalçın, düzenli egzersiz yapan, fazla kilosunu veren ve metabolik sağlığını iyileştiren erkeklerde testosteron seviyelerinde olumlu değişiklikler görülebileceğini söyledi. Ancak egzersizin tek başına bir hormon tedavisi olmadığını vurgulayan Yalçın, hormonal bozuklukların mutlaka uzman hekim tarafından değerlendirilmesi gerektiğini belirtti.</p>

<p><strong>Aerobik ve Direnç Egzersizleri Öne Çıkıyor</strong></p>

<p>Erkek cin sel sağlığı açısından en faydalı egzersizlerin başında tempolu yürüyüş, koşu, yüzme, bisiklet ve eliptik egzersizler gibi aerobik aktivitelerin geldiğini belirten Yalçın, ağırlık çalışmaları ve kas güçlendirme egzersizlerinin de genel fiziksel performansı desteklediğini ifade etti. En iyi sonucun ise aerobik ve direnç egzersizlerinin birlikte uygulanmasıyla elde edildiğini söyledi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>Psikolojik Etkileri de Göz Ardı Edilmemeli</strong></p>

<p>Egzersizin yalnızca fiziksel değil, psikolojik açıdan da önemli kazanımlar sağladığını belirten Yalçın, düzenli hareket etmenin stresi azaltabildiğini, kaygıyı hafifletebildiğini, uyku kalitesini artırabildiğini ve özgüveni destekleyebildiğini ifade etti. Bu olumlu değişimlerin cin sel yaşam kalitesine de katkı sunduğunu söyledi.</p>

<p><strong>Tedavinin Tamamlayıcı Bir Parçası</strong></p>

<p>Doç. Dr. Serdar Yalçın, egzersizin her hastada tek başına yeterli olmayabileceğini, bazı durumlarda ilaç tedavisi, hormonal tedavi veya farklı medikal yaklaşımlara ihtiyaç duyulabileceğini belirtti. Bununla birlikte düzenli fiziksel aktivitenin tedavi başarısını artıran en önemli destekleyici unsurlardan biri olduğunun altını çizdi.</p>

<p><strong>Hareketsiz Yaşam Risk Oluşturuyor</strong></p>

<p>Obezite, diyabet, hipertansiyon ve kalp-damar hastalıklarının erektil disfonksiyon açısından önemli risk faktörleri olduğuna dikkat çeken Yalçın, hareketsiz yaşam tarzının bu hastalıkların gelişimini kolaylaştırdığını söyledi.Her yaşta düzenli fiziksel aktivitenin benimsenmesinin hem genel sağlığın korunmasına hem de cin sel yaşam kalitesinin desteklenmesine katkı sağlayacağını vurguladı.</p>

<p><strong>Doç. Dr. Serdar Yalçın: "Tedaviyi Bütüncül Yaklaşımla Planlıyoruz"</strong></p>

<p>Doç. Dr. Serdar Yalçın, erektil disfonksiyon nedeniyle başvuran hastalarda yalnızca ilaç tedavisine odaklanmadıklarını belirterek, "Düzenli fiziksel aktivite, kilo kontrolü ve kardiyovasküler sağlığın iyileştirilmesi tedavinin önemli parçalarıdır. Birçok hastada egzersiz alışkanlığının kazanılması hem genel sağlık hem de cinsel fonksiyonlar açısından anlamlı faydalar sağlayabilmektedir." dedi. (Kaynak: Doktortakvimi)<br />
<br />
 </p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>HABER MERKEZİ</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://usakhabergazetesi.com.tr/duzenli-egzersiz-erkek-cin-sel-sagligini-destekliyor</guid>
      <pubDate>Mon, 29 Jun 2026 04:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://usakhabergazetesicomtr.teimg.com/crop/1280x720/usakhabergazetesi-com-tr/uploads/2026/06/duzenli-egzersiz-yapmak.jpg" type="image/jpeg" length="55744"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Psikolog Özcan Uyardı, “Zayıflama İğneleri Kilo Verdiriyor Ama Duygusal Açlığı Bitirmiyor”]]></title>
      <link>https://usakhabergazetesi.com.tr/psikolog-ozcan-uyardi-zayiflama-igneleri-kilo-verdiriyor-ama-duygusal-acligi-bitirmiyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://usakhabergazetesi.com.tr/psikolog-ozcan-uyardi-zayiflama-igneleri-kilo-verdiriyor-ama-duygusal-acligi-bitirmiyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Moodist Hastanesi Klinik Psikoloğu Aleyna Damla Özcan, son dönemde yaygınlaşan zayıflama iğnelerinin iştahı azaltarak kilo kaybına destek olduğunu ancak duygusal yeme davranışını tek başına ortadan kaldırmadığını söyledi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Son yıllarda kilo vermek isteyenlerin sıklıkla tercih ettiği zayıflama enjeksiyonları, iştahı azaltarak önemli ölçüde kilo kaybı sağlayabiliyor. Ancak Moodist Hastanesi Klinik Psikoloğu Aleyna Damla Özcan, kilo verme sürecinin yalnızca biyolojik değil, aynı zamanda psikolojik yönü bulunduğunu belirterek, zayıflama iğnelerinin fiziksel açlığı azaltmasına rağmen duygusal açlığı ortadan kaldırmadığını vurguladı.</p>

<p>Klinik Psikolog Aleyna Damla Özcan, zayıflama enjeksiyonlarının beynin iştah ve ödül mekanizmaları üzerinde etkili olduğunu, açlık hissini azalttığını ve kişinin yiyecekle ilgili düşüncelerini hafiflettiğini ifade etti. Ancak yeme davranışının sadece fiziksel açlıktan kaynaklanmadığını belirten Özcan, birçok kişinin stres, yalnızlık, can sıkıntısı, kaygı ya da kendini ödüllendirme isteği gibi nedenlerle de yemek yediğine dikkat çekti. Özcan, "Birçok kişi yemek yemeyi sadece fiziksel açlığını gidermek için kullanmıyor. Açlık hissi azalsa bile kişi kendisini mutfakta ya da buzdolabının önünde bulabiliyor. Çünkü bazen beslenmek isteyen beden değil, duygular oluyor" dedi.</p>

<p><strong>Yeme Davranışı Duygusal İhtiyaçları Gizleyebiliyor</strong></p>

<p>Klinik Psikolog Aleyna Damla Özcan, yemek yemenin bazı kişiler için yalnızca beslenme değil, aynı zamanda duygularla baş etme yöntemi olduğunu söyledi. Özcan, "Bazı kişiler stresli olduklarında yemek yer, bazıları yalnızlık hissini bastırmak için atıştırır, bazıları ise kendini ödüllendirmek amacıyla yiyeceğe yönelir. Zayıflama enjeksiyonları bu davranışların önüne biyolojik olarak engel koyduğunda, daha önce yemek yeme davranışıyla örtülen psikolojik ihtiyaçlar daha görünür hale gelebilir" dedi.</p>

<p><strong>Kalıcı Kilo Kontrolü İçin Davranış Değişikliği Gerekli</strong></p>

<p>Klinik Psikolog Aleyna Damla Özcan, kalıcı kilo kaybının yalnızca ilaç kullanımıyla sağlanamayacağını belirterek, kişinin yeme alışkanlıklarını ve duygusal tetikleyicilerini tanımasının büyük önem taşıdığını söyledi. Özcan, "İlaçlar açlık hissini azaltabilir ancak kişinin stresle nasıl baş ettiği, kendini nasıl yatıştırdığı ya da duygusal ihtiyaçlarını nasıl karşıladığı değişmez. Kalıcı değişim için kişinin yemek yeme davranışının hangi duygusal ihtiyaca hizmet ettiğini fark etmesi gerekir" diye konuştu.</p>

<p><strong>Aleyna Damla Özcan'dan Zayıflama İğnesi Kullananlara 5 Önemli Hatırlatma</strong></p>

<p>Klinik Psikolog Aleyna Damla Özcan, zayıflama enjeksiyonu kullanan kişilerin şu noktalara dikkat etmesi gerektiğini belirtti:</p>

<p>İştahın azalması, duygusal yeme isteğinin tamamen ortadan kalktığı anlamına gelmez.</p>

<p>Fiziksel açlık baskılandığında, duygusal yeme alışkanlıkları daha belirgin hale gelebilir.</p>

<p>Yemekle bastırılan stres, yalnızlık ve kaygı gibi duygular daha yoğun hissedilebilir.</p>

<p>Kalıcı kilo kontrolü için psikolojik destek ve davranış değişikliği önem taşır.</p>

<p>Her yemek yeme isteği gerçek açlıktan kaynaklanmaz; bazen beslenmek isteyen beden değil, duygulardır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Klinik Psikolog Aleyna Damla Özcan, kilo vermenin yalnızca tartıdaki rakamların değişmesi olmadığını belirterek, "Zayıflama enjeksiyonları kilo kaybını destekleyen önemli bir araç olabilir. Ancak kalıcı ve sürdürülebilir sonuçlar için beden kadar zihnin ve duyguların da bu sürece dahil edilmesi gerekir." değerlendirmesinde bulundu. (Kaynak: 3D İletişim)</p>

<p></p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>HABER MERKEZİ</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://usakhabergazetesi.com.tr/psikolog-ozcan-uyardi-zayiflama-igneleri-kilo-verdiriyor-ama-duygusal-acligi-bitirmiyor</guid>
      <pubDate>Sun, 28 Jun 2026 04:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://usakhabergazetesicomtr.teimg.com/crop/1280x720/usakhabergazetesi-com-tr/uploads/2026/06/aleyna-damla-ozcan.jpg" type="image/jpeg" length="68126"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Fazla Kiloların Beklenmedik Zararları ! Uzmandan Erkeklere Önemli Uyarılar]]></title>
      <link>https://usakhabergazetesi.com.tr/fazla-kilolarin-beklenmedik-zararlari-uzmandan-erkeklere-onemli-uyarilar</link>
      <atom:link rel="self" href="https://usakhabergazetesi.com.tr/fazla-kilolarin-beklenmedik-zararlari-uzmandan-erkeklere-onemli-uyarilar" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Üroloji Uzmanı Doç. Dr. Serdar Yalçın, fazla kilo ve obezitenin erkeklerde sertleşme sorunu riskini artırdığını belirterek, sağlıklı kilo kontrolü ve düzenli egzersizin ereksiyon kalitesini olumlu yönde etkileyebileceğini söyledi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Fazla kilo yalnızca kalp ve damar sağlığını değil, erkeklerin cinsel yaşamını da olumsuz etkileyebiliyor. Üroloji Uzmanı Doç. Dr. Serdar Yalçın, obezite ile erektil disfonksiyon (sertleşme sorunu) arasında güçlü bir ilişki bulunduğunu belirterek, sağlıklı yaşam alışkanlıklarının bu sorunun önlenmesi ve tedavisinde önemli rol oynadığını ifade etti.</p>

<p>Doç. Dr. Yalçın, özellikle karın çevresinde biriken yağ dokusunun damar sağlığını bozabildiğini, hormon dengesini etkileyebildiğini ve penise giden kan akışını azaltarak ereksiyon kalitesini düşürebildiğini söyledi. Avrupa Üroloji Derneği'nin (EAU) 2026 kılavuzunda da obezite ve metabolik sendromun erektil disfonksiyon için önemli risk faktörleri arasında gösterildiğine dikkat çekti. Sağlıklı bir ereksiyon için penise yeterli kan akışının gerekli olduğunu vurgulayan Yalçın, fazla kilonun damar fonksiyonlarında bozulma, insülin direnci, kronik inflamasyon ve testosteron seviyelerinde azalma gibi birçok olumsuzluğa yol açabileceğini belirtti. Özellikle bel çevresindeki yağlanmanın metabolik açıdan daha riskli olduğuna işaret eden Yalçın, bunun testosteron düşüklüğü ve damar sağlığındaki bozulmayla ilişkili olabileceğini kaydetti.</p>

<p>Her fazla kilolu erkekte testosteron düşüklüğü görülmediğini ancak değerlendirmelerin kişiye özel yapılması gerektiğini ifade eden Yalçın, kilo kaybının birçok erkekte ereksiyon kalitesini artırabildiğini söyledi. Sağlıklı şekilde verilen kiloların damar fonksiyonlarını iyileştirdiğini, kan dolaşımını artırdığını ve genel metabolik sağlığa olumlu katkı sağladığını dile getirdi. Kilo kontrolünün tek başına yeterli olmadığını belirten Doç. Dr. Serdar Yalçın, düzenli fiziksel aktivitenin de tedavinin önemli bir parçası olduğunu vurguladı. Egzersizin kardiyovasküler sistemi güçlendirdiğini, kan dolaşımını artırdığını ve yaşam kalitesini yükselttiğini belirten Yalçın, özellikle diyabet, hipertansiyon, yüksek kolesterol ve obezitenin birlikte görüldüğü erkeklerde sertleşme sorunu riskinin daha yüksek olduğunu ifade etti.</p>

<p>Uzmanlar, sağlıklı beslenme, düzenli egzersiz ve ideal kilonun korunmasının yalnızca genel sağlık için değil, erkek cinsel sağlığının korunması açısından da büyük önem taşıdığına dikkat çekiyor. (Kaynak: Doktortakvimi)<br />
<br />
 </p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>Haber Merkezi</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://usakhabergazetesi.com.tr/fazla-kilolarin-beklenmedik-zararlari-uzmandan-erkeklere-onemli-uyarilar</guid>
      <pubDate>Sat, 27 Jun 2026 04:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://usakhabergazetesicomtr.teimg.com/crop/1280x720/usakhabergazetesi-com-tr/uploads/2026/06/kilo-vermek.png" type="image/jpeg" length="17623"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Uzmandan Ebeveynlere Uyarı: Çocuklara Sınır Koymak Sevginin Bir Parçası]]></title>
      <link>https://usakhabergazetesi.com.tr/uzmandan-ebeveynlere-uyari-cocuklara-sinir-koymak-sevginin-bir-parcasi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://usakhabergazetesi.com.tr/uzmandan-ebeveynlere-uyari-cocuklara-sinir-koymak-sevginin-bir-parcasi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Ergoterapist Zeynep Gün Esen, çocukların sağlıklı gelişiminde sınır koymanın önemli bir yere sahip olduğunu belirterek, sevgiyle ve tutarlılıkla belirlenen kuralların çocukların hem duygusal gelişimine hem de sosyal yaşama uyumuna katkı sağladığını ifade etti.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Çocukların hangi davranışların kabul edilebilir olduğunu öğrenebilmesi için sınırların gerekli olduğunu belirten Esen, beklemeyi öğrenmek, sırasını korumak, başkalarının haklarına saygı göstermek ve her isteğin anında gerçekleşmeyeceğini kabul etmek gibi becerilerin zamanla geliştiğini ifade etti. Ebeveynlerin bu süreçte tutarlı ve anlaşılır bir yaklaşım sergilemesinin çocukların kuralları benimsemesini kolaylaştırdığına dikkat çekti.</p>

<p><strong>"Sınır Koymak Sevgisizlik Değildir"</strong></p>

<p>Sınır koymanın çocukları sevgiden mahrum bırakmak anlamına gelmediğini vurgulayan Esen, aksine çocukların kendilerini güvende hissetmelerine yardımcı olduğunu belirtti. Kuralların ve beklentilerin net olduğu aile ortamlarında çocukların ne yapmaları gerektiğini daha kolay kavradığını söyleyen Esen, bunun günlük yaşam sorumluluklarının kazanılmasına da katkı sunduğunu ifade etti.</p>

<p><strong>Hayal Kırıklıkları Gelişimin Doğal Bir Parçası</strong></p>

<p>Çocukların zaman zaman konulan sınırlara tepki gösterebileceğini belirten Esen, öfke ve hayal kırıklığı gibi duyguların gelişim sürecinin doğal parçaları olduğunu söyledi. Yaşa uygun düzeyde yaşanan küçük hayal kırıklıklarının çocukların duygularını tanımalarına ve zamanla bu duygularla baş etme becerisi kazanmalarına destek olabileceğini kaydetti.</p>

<p><strong>Davranışı Reddedin, Çocuğu Değil</strong></p>

<p>Sınır koyarken en önemli noktalardan birinin davranışı reddederken çocuğu reddetmemek olduğuna dikkat çeken Esen, ebeveynlerin çocuklarının duygularını anlamaya çalışmasının süreci kolaylaştıracağını belirtti. "Şu an bunu yapmana izin veremem ama üzgün olduğunu görüyorum." gibi ifadelerin hem sınırı koruduğunu hem de çocuğun duygusunun kabul edildiğini hissettirdiğini söyleyen Esen, bu yaklaşımın sağlıklı iletişimi desteklediğini ifade etti.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>Her Çocuk Kendine Özeldir</strong></p>

<p>Her çocuğun gelişim hızının ve ihtiyaçlarının farklı olduğunun altını çizen Ergoterapist Zeynep Gün Esen, sınırların çocuğun yaşı, gelişim düzeyi ve bireysel özellikleri dikkate alınarak belirlenmesi gerektiğini vurguladı.</p>

<p>Esen, sevgi, anlayış ve tutarlılıkla desteklenen sınırların çocukların günlük yaşamda daha bağımsız hareket etmelerine, sorumluluk almalarına ve sosyal yaşama daha kolay uyum sağlamalarına katkıda bulunduğunu belirtti. ( Kaynak: Doktortakvimi)<br />
<br />
 </p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>HABER MERKEZİ</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://usakhabergazetesi.com.tr/uzmandan-ebeveynlere-uyari-cocuklara-sinir-koymak-sevginin-bir-parcasi</guid>
      <pubDate>Fri, 26 Jun 2026 04:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://usakhabergazetesicomtr.teimg.com/crop/1280x720/usakhabergazetesi-com-tr/uploads/2026/06/oyun-oynayan-cocuklar-1.jpg" type="image/jpeg" length="43431"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[İdrar Yanması Her Zaman Enfeksiyon Değil! Uzman İsimden Hayati Uyarılar]]></title>
      <link>https://usakhabergazetesi.com.tr/idrar-yanmasi-her-zaman-enfeksiyon-degil-uzman-isimden-hayati-uyarilar</link>
      <atom:link rel="self" href="https://usakhabergazetesi.com.tr/idrar-yanmasi-her-zaman-enfeksiyon-degil-uzman-isimden-hayati-uyarilar" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Üroloji Uzmanı Prof. Dr. Eyüp Veli Küçük, idrar yaparken yanma ve sık idrara çıkma şikâyetlerinin her zaman idrar yolu enfeksiyonu anlamına gelmediğini belirterek, gereksiz antibiyotik kullanımının ciddi sağlık sorunlarına yol açabileceği konusunda uyardı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>İdrar yaparken yanma, sık idrara çıkma ve ani idrar sıkışması şikâyetleri yaşayan birçok kişi, sorunun doğrudan idrar yolu enfeksiyonundan kaynaklandığını düşünüyor. Ancak Üroloji Uzmanı Prof. Dr. Eyüp Veli Küçük’e göre bu belirtiler her zaman enfeksiyon anlamına gelmiyor ve yanlış teşhis nedeniyle gereksiz antibiyotik kullanımı önemli sağlık sorunlarına yol açabiliyor. Prof. Dr. Küçük, sağlık pratiğinde en sık yapılan hatalardan birinin, yalnızca idrar tahlilinde bakteri veya lökosit görülmesi üzerine hemen antibiyotik tedavisine başlanması olduğunu belirtti. Özellikle hiçbir şikâyeti olmayan kişilerde görülen “asemptomatik bakteriüri” durumunun çoğu zaman tedavi gerektirmediğini vurgulayan Küçük, gereksiz antibiyotik kullanımının antibiyotik direncini artırdığını ve vücudun doğal mikrobiyotasına zarar verebildiğini ifade etti.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>İdrar yolu enfeksiyonu ile karıştırılan birçok farklı hastalık bulunduğuna dikkat çeken Küçük, özellikle intersisyel sistit, aşırı aktif mesane, menopoz sonrası gelişen vajinal atrofi, üretral sendrom ve bazı cinsel yolla bulaşan enfeksiyonların benzer şikâyetlere neden olabileceğini söyledi. Prof. Dr. Küçük’e göre en önemli risklerden biri ise mesane tümörleri ve idrar yollarındaki tıkanıklıkların enfeksiyon sanılarak gözden kaçırılması. Özellikle 50 yaş üzerindeki bireylerde, sigara kullananlarda ve kimyasal maddelerle çalışan kişilerde görülen idrarda yanma veya kanama şikâyetlerinin detaylı şekilde araştırılması gerektiğini belirten Küçük, erken teşhisin hayati önem taşıdığını vurguladı. Uzmanlar, yüksek ateş, yan ağrısı, gözle görülür şekilde idrarda kan bulunması ve tekrarlayan enfeksiyonların basit bir idrar yolu enfeksiyonundan daha ciddi hastalıkların habercisi olabileceğine dikkat çekiyor. Bu tür durumlarda vakit kaybetmeden üroloji uzmanına başvurulması gerektiği ifade ediliyor.</p>

<p>Prof. Dr. Eyüp Veli Küçük, idrar yolu şikâyeti bulunan hastalarda doğru tanının büyük önem taşıdığını belirterek, antibiyotik kullanımından önce idrar kültürü ve gerekli görüntüleme yöntemleriyle hastalığın kaynağının araştırılması gerektiğini söyledi. Küçük, “İdrar yanması her zaman enfeksiyon anlamına gelmez. Doğru tanı hem hastayı gereksiz ilaç kullanımından korur hem de ciddi hastalıkların erken teşhis edilmesini sağlar” değerlendirmesinde bulundu. (Kaynak: Doktortakvimi)<br />
<br />
 </p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>HABER MERKEZİ</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://usakhabergazetesi.com.tr/idrar-yanmasi-her-zaman-enfeksiyon-degil-uzman-isimden-hayati-uyarilar</guid>
      <pubDate>Thu, 25 Jun 2026 04:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://usakhabergazetesicomtr.teimg.com/crop/1280x720/usakhabergazetesi-com-tr/uploads/2026/06/idrar-yolu-enfeksiyonu.jpg" type="image/jpeg" length="16196"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
