Ege Bölgesi’nde Uşak ve Kütahya illeri sınırları içinde yer alan ve en yüksek dağı olan Murat Dağı 2312 metre yükseklikte, 400 hektarlık zengin bir orman alanıdır. Türkiye Doğal Hayatı Koruma Vakfı tarafından 2003 yılı Mayıs ayında önemli bir bitki ve kuş alanı, 1987 yılında da Bakanlar Kurulu kararı ile Termal Turizm Merkezi ilan edildi. Şifalı sıcak suları ve soğuk su kaynakları açısından nadir yerler arasında olan Murat Dağı, Frigler zamanında Ana Tanrıça KYBLEE’ye tapınılan ortamların en güzel yerinden biriydi.
Gediz Belediyesi, Hamam çevresindeki Kıcıroğlu, Dokuzçam ve Gökoluk yaylalarına inşa ettiği konaklama tesisleri ile kaplıcanın sefasını sürmek isteyenlere önemli bir hizmet sunmaktadır. Muratdağı Kaplıcası'nın yakın çevresinde kümelenen yaylalardan Arapoğlu; şifalı olduğuna inanılan soğuk suyu ile ünlüydü. Ancak 1970 Gediz Depremi'nde yayladaki bu çeşmenin suyu çekildi. Daha sonraki yıllarda çeşmenin yakınında bulunan bir kaynak üzerine yeni bir çeşme yapıldı.
Murat Dağın'daki yaylalardan özellikle ikisi sahip oldukları özelliklerden dolayı öne çıkar. Bunlardan biri, dağda sadece bu yörede yetişen sarı çiçekleriyle anılır. Yaylaya da adını veren ve ölmez çiçek, altın çiçeği, arı çiçeği, güve otu ya da herdemtaze adlarıyla anılan bu çiçeğin bilimsel adı, helichyrsum arenasium dur. Haziran ayında açan bu nadide çiçek kuruduktan sonra bile tüm güzelliğini koruyabildiği gibi, idrar söktürücü ve taş düşürücü olarak halk hekimliğinde kullanılır. Murat Dağı'nın öne çıkan bir diğer yaylası da Söbealan Yaylası'dır. Çam ve doğu kayınlarının iç içe geçtiği sarp ve dik teperlin ortasında yer alan yayla, yoğun bir kekik örtüsüyle kaplıdır.
Yayla tüm güzelliğini Mayıs ayında sergiler. Öyle ki; çamların koyu yeşili ile henüz yeşermeye başlayan kayınların kızılımsı yeşiline eşlik eden alıç çiçeklerinin yarattığı armoni, görülmeye değer bir doğa manzarası oluşturur. Yaylanın kuzeybatı sırtları Mayıs-Haziran'da orkide (salep) ve yıldız çiçekleriyle süslenir. Değişik noktalarındaki çeşmelerden akan su; yayla tabanında oluşturulan bir gölete akar.
Göl manzaralı kekik ve reçine kokulu Söbealan Yaylası, sadece günümüz insanı için değil yüzyıllar önce bu coğrafyada egemen olan Roma ve Bizanslılar için de bir cazibe alanı olmuştur. Göletin hemen batısından başlayan yamaçta görülen antik yapı kalıntıları da bunu kanıtlamaktadır. Ne amaçla yapıldığı belli olmayan bu yapının bir Roma veya Bizans asilzadesine, ya da yöneticisine ait bir yazlık saray olma olasılığı vardır. (Fotoğraflar: Alp Arslan Dur)