Ordumuz, İzmir’e doğru ilerlerken Uşak, büyük bir sevinç içinde çalkalanıp duruyordu. Esir edilen Yunan Orduları Başkumandanı Trikopis ve subayları burada bir mektepte kalıyor, herkes onları görmeye can atıyordu; biz de gittik. Yunan ordu sıhhiye reisi vesairesini bir odada gördük. Bir şeyler anlatıp duruyorlardı. Bunlar, parlak üniformaları içinde kendilerinin Avrupa medeniyetinin öncüleri olduklarını zannediyor, mütareke devrinde ansızın İzmir’e saldırarak birçok masum insanı öldürmek gibi büyük bir vahşet ve cinayetin sorumlusu ve şimdi de cezasını çekmekte olan birer mahkûm olduklarını unutuyorlardı. Trikopis’i görmedik. O, odasından dışarı çıkmıyor, herkesi kabul etmiyordu. Burada fazla kalmadık; onları, çekmekte oldukları ızdırap ve vicdan azabıyla baş başa bırakarak onların yanından ayrıldık.