Madencilik sektörüne sağlandığını belirttiği teşvik ve kamusal olanakların tarım, hayvancılık ve yerel üretime yönlendirilmesi halinde Uşak’ın bugün nasıl bir ekonomik yapıya sahip olabileceğini sorgulayan Akcura, “TÜPRAG gittiğinde Uşak’ın elinde ne kalacak?” diye sordu.
Uşak’ta faaliyet gösteren Kışladağ Altın Madeni, bu kez üretim kapasitesi ya da yatırımlarıyla değil, kentin uzun vadeli kalkınma modeli üzerinden gündeme geldi. Uşak Murat Dağı Yok Olmasın Platformu Sözcüsü Funda Öz Akcura, yaptığı açıklamada Kışladağ Altın Madeni’nin hiç faaliyete geçmediği ve madenciliğe sağlandığını ifade ettiği ekonomik olanakların kentin tarım ve hayvancılık potansiyeline aktarıldığı alternatif bir senaryoyu kamuoyunun tartışmasına açtı.
Akcura, “Kışladağ Altın Madeni hiç olmasaydı ne olurdu?” sorusunu yönelterek, TÜPRAG’a sağlandığını öne sürdüğü vergi, yatırım ve istihdam destekleri ile diğer kamusal olanakların çiftçilere, hayvancılıkla uğraşan üreticilere ve yerel üretici birliklerine aktarılması durumunda ortaya çıkabilecek ekonomik yapının değerlendirilmesini istedi.
Uşak’ta üretilen süt, et, meyve, sebze ve diğer tarımsal ürünlerin kentte işlenmesini sağlayacak tesislerin desteklenebileceğini belirten Akcura; soğuk hava depoları, paketleme tesisleri, süt ve süt ürünleri işletmeleri ile diğer yerel işletmeler üzerinden daha geniş bir üretim zinciri kurulabileceğini savundu.
Üretimin devam etmesi halinde nakliye sektöründen veterinerlere, ziraat mühendislerinden tamircilere kadar çok sayıda meslek grubunun ekonomik hareketliliğin parçası olabileceğini belirten Akcura, bu modelin maden işletmesinin faaliyet ömrüyle sınırlı kalmayacak bir ekonomik yapı oluşturabileceğini ileri sürdü.
Akcura, tartışmayı kırsaldan kente göç üzerinden de değerlendirdi. Çiftçinin üretimden yeterli gelir elde edebilmesi halinde köylerde yaşayan nüfusun toprağını terk edip etmeyeceğinin sorgulanması gerektiğini belirterek, kırsal üretimin sürdürülmesinin kendi başına ekonomik değer yarattığını ifade etti. Açıklamasında çevresel konulara da yer veren Akcura, madencilik faaliyetlerinin su kaynakları, ağaç varlığı ve doğal yaşam üzerindeki etkilerinin ekonomik hesaplamaların dışında bırakılmaması gerektiğini savundu.
Akcura ayrıca madencilik, çevresel etkiler ve bazı sağlık sorunları arasında bağlantı kuran değerlendirmelerde bulundu. Ancak açıklamasında bu iddialara ilişkin nedensellik ortaya koyan bilimsel veya karşılaştırmalı veriler paylaşmadı. Kışladağ üzerinden yaptığı değerlendirmeyi Türkiye genelindeki madencilik politikalarına taşıyan Akcura, maden yatırımlarına sağlanan desteklerin tarım ve hayvancılığa yönlendirilmesi durumunda Türkiye’nin bazı tarım ve hayvancılık ürünlerindeki ithalat ihtiyacının nasıl değişeceğinin de tartışılması gerektiğini söyledi.
Akcura’ya göre tartışılması gereken temel mesele, bir şirketin kente yaptığı yatırımlardan daha geniş bir ekonomik çerçeveyi kapsıyor. Kamu kaynaklarının hangi sektörlere yönlendirildiğinin uzun vadede kentlerin üretim yapısını da şekillendirdiğini savunan Akcura, Kışladağ’ın yaklaşık 20 yıllık faaliyet dönemi üzerinden bir bilanço çıkarılması çağrısında bulundu. Akcura, kamuoyuna şu soruları yöneltti:
“TÜPRAG Uşak’a ne verdi? Uşak ve kamu kaynakları TÜPRAG’a ne verdi?”
Bunlara üçüncü bir soruyu daha ekleyen Akcura, Kışladağ’a sağlandığını belirttiği olanakların Uşak’ın toprağına, suyuna, tarımına, hayvancılığına ve bunlara dayalı üretime aktarılması halinde kentin bugün elinde ne olacağını sorguladı. Akcura açıklamasını, “TÜPRAG gittiğinde Uşak’ın elinde ne kalacak?” sorusuyla tamamladı.