Bloomberg HT’de Ece Mağat’ın sunduğu 60 Dakika Programına konuk olan Türkiye Madenciler Derneği Yönetim Kurulu Başkanı, Uşak Kışladağ ve İzmir Efemçukuru’da faaliyet gösteren TÜPRAG Metal Madencilik A.Ş. Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Yılmaz, küresel ölçekte jeopolitik risklerin giderek arttığı bir dönemde, enerji ve hammadde başlıklarını ön plana çıkardı. Türkiye Madenciler Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Yılmaz, dünyada petrol merkezli rekabetin yerini artık kritik minerallerin aldığı yeni bir döneme girildiğini ifade etti. Yılmaz’a göre, yaşanan gelişmeler yalnızca enerji güvenliğini değil, savunma sanayinden yeşil dönüşüme kadar geniş bir alanı doğrudan etkiliyor.
Venezuela örneği üzerinden değerlendirmelerde bulunan Yılmaz, ülkenin dünya petrol rezervlerinin yaklaşık yüzde 20’sine sahip olmasının ötesinde, altın, nikel, bakır ve demir gibi stratejik madenler açısından da ciddi bir potansiyel barındırdığını söyledi. Özellikle altın rezervlerine ilişkin dile getirilen rakamların bugünkü fiyatlarla trilyon dolarlık bir ekonomik değere karşılık geldiğini belirten Yılmaz, bu durumun madenlerin küresel rekabette neden giderek daha kritik hale geldiğini açıkça ortaya koyduğunu vurguladı.
Dünyada artık “petrol savaşları” yerine “maden savaşlarının” konuşulduğunu dile getiren Yılmaz, kritik minerallerin bu mücadelenin merkezinde yer aldığını ifade etti. Yer altı kaynaklarının dünya genelinde farklı coğrafyalara dağılmış durumda olduğuna dikkat çeken Yılmaz, kobaltın büyük bölümünün Demokratik Kongo Cumhuriyeti’nde, nikel rezervlerinin ise ağırlıklı olarak Endonezya’da bulunduğunu hatırlattı. Ancak asıl kritik noktanın bu madenlerin nerede çıkarıldığından çok, nerede rafine edildiği olduğunu belirtti.
Yılmaz, bugün kritik minerallerin büyük kısmının Çin’de rafine edilerek nihai ürüne dönüştüğünü ve bu oranın yüzde 65’lere yaklaştığını söyledi. Çin’in yaklaşık 25-30 yıl önce rafinasyon ve proses teknolojilerine yaptığı yatırımlar sayesinde bugün birçok ülkenin önünde olduğunu dile getiren Yılmaz, bu durumun küresel dengeleri zorlayan bir tablo ortaya çıkardığını ifade etti. Son yıllarda Çin’in bazı hammaddelerin ihracatına sınırlamalar getirmesinin, büyük tüketici ülkelerde ciddi bir tedarik stresi yarattığını kaydetti.
Kritik minerallerin önümüzdeki dönemde savunma sanayii, dijitalleşme ve yeşil dönüşüm süreçlerinde temel hammaddeler olacağını vurgulayan Yılmaz, bu ihtiyaçların karşılanabilmesi için dünyada madencilik faaliyetlerinin bugünkünün katbekat üzerine çıkması gerektiğini söyledi. Yapılan projeksiyonlara göre madencilik faaliyetlerinin en az 6 ila 9 kat artmasının zorunlu hale geldiğini belirten Yılmaz, bunun küresel ölçekte yeni bir arayışı beraberinde getirdiğini ifade etti.
Türkiye’nin bu tabloda önemli bir avantaja sahip olduğunu dile getiren Yılmaz, ülkenin jeolojik konumunun sunduğu zenginliğe dikkat çekti. Anadolu’nun Alp-Himalaya kuşağının merkezinde yer almasının, yer altı kaynakları açısından büyük bir çeşitlilik yarattığını belirten Yılmaz, Kuzey Anadolu ve Güney Anadolu fay hatlarının her ne kadar deprem riski oluştursa da, yer altı kaynaklarının oluşumunda doğal birer “oto yol” işlevi gördüğünü söyledi. Türkiye’nin yaklaşık 3,5 trilyon dolarlık bir yer altı servetine sahip olduğunu ifade eden Yılmaz, altın, gümüş, bakır, krom, nikel ve nadir toprak elementleri açısından ciddi bir potansiyelin bulunduğunu kaydetti.
Cumhuriyetin ilk yıllarında madencilik alanında atılan kurumsal adımların önemine değinen Yılmaz, MTA ve ETİ Maden gibi kurumların bu vizyonun ürünü olduğunu hatırlattı. Ancak günümüzde yalnızca maden bulmanın ve çıkarmanın yeterli olmadığını vurgulayan Yılmaz, esas hedefin bu kaynakları uç ürüne dönüştürmek olduğunu söyledi. Arama faaliyetlerine daha fazla kaynak ayrılması gerektiğini belirten Yılmaz, rafinasyon ve proses teknolojilerinin geliştirilmesinin de katma değerli üretim için vazgeçilmez olduğunu ifade etti.
Son dönemde maden izin süreçlerinde yapılan düzenlemelere de değinen Yılmaz, izinlerin tek elden ve daha hızlı yürütülmesini sağlayan adımların sektör açısından olumlu bir gelişme olduğunu belirtti. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı ile MAPEG koordinasyonunda yürütülen bu sürecin, Türkiye’yi küresel rekabette daha güçlü bir konuma taşıyabileceğini söyledi.
Küresel ölçekte riskler ve fırsatlar açısından bakıldığında, Türkiye’nin jeolojik zenginliği ve yetişmiş insan gücünün önemli avantajlar sunduğunu dile getiren Yılmaz, asıl geliştirilmesi gereken alanın teknoloji yatırımları olduğunu ifade etti. Türkiye’nin coğrafi konumunun tedarik zinciri risklerini azaltan stratejik bir avantaj yarattığını belirten Yılmaz, doğru adımlar atılması halinde ülkenin bölgesel bir üretim ve tedarik merkezi haline gelebileceğini söyledi.
Sürdürülebilirliğin madencilik sektörünün önündeki en önemli başlıklardan biri olduğunun altını çizen Yılmaz, kamuoyundaki algının doğru bilgiyle güçlendirilmesi gerektiğini vurguladı. İnsan güvenliği, çevre koruma, rehabilitasyon çalışmaları, yöre halkıyla şeffaf iletişim ve açık raporlama anlayışının madenciliğin geleceği açısından temel unsurlar olduğunu belirten Yılmaz, doğruyu söylemenin ve şeffaf olmanın uzun vadede en güçlü politika olduğunu ifade etti.
Yılmaz ayrıca geri kazanım teknolojilerinin önemine dikkat çekerek, özellikle batarya ve yenilenebilir enerji sistemlerinde kullanılan malzemelerin geri dönüşümünün Türkiye için yeni bir fırsat alanı oluşturabileceğini söyledi. Bu alanda yapılacak yatırımların, sürdürülebilirlik hedeflerine katkı sunarken Türkiye’yi geleceğin madencilik ekosisteminde daha güçlü bir konuma taşıyabileceğini dile getirdi.