Dünya Sağlık Örgütü’nün (DSÖ) verilerine dayanan yeni araştırmalar, Türkiye’nin kadın-erkek obezite farkının en yüksek olduğu ülkeler arasında yer aldığını ortaya koyuyor. Diyetisyen Sevgi Erdinç, Türkiye’de yapılan son araştırmalara göre kadınların obezite oranının yüzde 39,1’e yükseldiğini, erkeklerde ise bu oranının yüzde 24,8 olduğunu belirtti. Kadınlar ve erkekler arasındaki yaklaşık 14 puanlık bu fark, Türkiye’yi, kadın obezite oranının en yüksek olduğu ülkelerden biri haline getiriyor. Uzmanlar, bu farkın çeşitli biyolojik, kültürel ve toplumsal faktörlerden kaynaklandığını vurguluyor. Kadınların, erkeklere kıyasla daha fazla obezite riski taşımasının altında hormonal değişiklikler, metabolizma hızı farklılıkları, yaşam tarzı ve beslenme alışkanlıkları gibi etkenlerin bulunduğu ifade ediliyor.
Erdinç, kadınların obezite riskini artıran bazı faktörleri şöyle sıraladı:
Fiziksel Aktivite Düzeyinin Düşüklüğü: Türkiye’de kadınların erkeklere oranla daha az fiziksel aktiviteye katıldıkları gözlemleniyor. Ayrıca, kadınların günlük hareketlilik seviyeleri de genellikle daha düşük.
Sağlıksız Beslenme Alışkanlıkları: Geleneksel beslenme alışkanlıkları, sağlıksız diyetler ve yüksek kalorili gıdalara kolay erişim, obeziteyi artıran diğer faktörler arasında yer alıyor.
Sosyoekonomik Faktörler: Kadınların iş hayatına katılım oranının erkeklere göre daha düşük olması, sedanter yaşam tarzını benimsemelerine yol açabiliyor.
Biyolojik ve Hormonal Farklılıklar: Kadınların metabolizma hızı, erkeklere göre daha düşük olabiliyor. Özellikle menopoz sonrası dönemde östrojen seviyesinin azalması, vücuttaki yağ depolanma eğilimini artırarak kilo alımını kolaylaştırabiliyor. Hamilelik ve doğum sonrası dönemde alınan kiloların verilmesi de kadınlar için daha zor hale geliyor.
Uzmanlar, Türkiye’de kadınların daha sağlıklı bir yaşam sürmeleri için toplumsal düzeyde ciddi bir bilinçlenme yaratılması gerektiğine dikkat çekiyor. Erdinç, özellikle kadınlara yönelik sağlıklı yaşam alışkanlıklarının teşvik edilmesi gerektiğini vurguladı. Bunun yanında, düzenli egzersiz ve sağlıklı beslenme alışkanlıklarının geliştirilmesi, obezite ile mücadelede kilit öneme sahip. “Sağlıklı ve dengeli beslenme alışkanlıklarının yaygınlaştırılması, özellikle kadınların sağlıklı yaşam konusunda daha fazla desteklenmesi gerekiyor. Kadınlara yönelik fiziksel aktivite programlarının arttırılması, spor yapma fırsatlarının sağlanması önemli bir adım olacaktır” diyen Erdinç, bunun yanında fiziksel aktivitenin teşvik edilmesi için çeşitli projelerin hayata geçirilmesi gerektiğini belirtti. Erdinç, obeziteyle mücadelede bireysel farkındalık kadar toplumsal çözümlerin de büyük önem taşıdığını ifade etti. Eğitim kurumları, sağlık otoriteleri ve medya aracılığıyla sağlıklı yaşam konusunda farkındalık yaratılması gerektiğini vurgulayan Erdinç, toplumun bilinçlendirilmesi ve kadınların daha sağlıklı bir yaşam sürmesi için desteklenmesi gerektiğini söyledi.
Bireysel düzeyde de bazı önlemler alınarak obezite riskinin azaltılabileceğini söyleyen Erdinç, şunları belirtti:
Daha Fazla Hareket Etmek: Kadınların günlük hareketlilik seviyelerini artırmaları önemlidir. Masa başı işlerde çalışan kişilerin sık sık ayağa kalkarak kısa yürüyüşler yapmaları, fiziksel aktivitenin artırılmasına yardımcı olabilir.
Sağlıklı Beslenme: İşlenmiş ve şekerli gıdaların tüketiminin azaltılması, lif açısından zengin sebze ve meyvelerin tüketilmesi, protein dengesine dikkat edilmesi sağlıklı kilo kontrolü için kritik öneme sahiptir.
Türkiye’de kadın ve erkekler arasındaki obezite farkı, halk sağlığı açısından ciddi bir sorun teşkil etmektedir. Kadınların daha yüksek oranda obez olmasının önüne geçmek için toplumda sağlıklı yaşam bilincinin artırılması ve bireylerin yaşam tarzlarında olumlu değişiklikler yapması gerekmektedir. Uzmanların önerilerine kulak vererek, sağlıklı beslenme ve düzenli egzersiz ile bu farkın azaltılması mümkündür. Obeziteyle mücadelede, bireysel farkındalık kadar toplumsal çözümler de büyük önem taşımaktadır.