Geçmişin tozlu sayfalarında yer alan sokak oyunlarından, damaklarda iz bırakan lezzetlere; çam ormanlarının serinliğinden istasyon gürültüsüne kadar Uşak’ın belleğinde silinmeyen anılar, Mehmet Sezai Keyvanoğlu’nun kaleminden yeniden hayat buldu. 2 Nisan 2007 gecesi, saat 02.00'de yazılan ve bir anlamda geçmişe duyulan derin özlemin yankısı olan “Ben Eski Uşak’ımı İstiyorum” başlıklı şiir, Uşak’ın kaybolmaya yüz tutmuş kültürel mirasına adeta bir ağıt niteliğinde.
Akse Çamlığı’nın gölgesinde çocukluğunu geçiren nesillerin ortak hissiyatına tercüman olan Keyvanoğlu, Akkuş Deresi’nden Değirmen’e, Gelin Kayası’ndan Maslaklı tilkilere kadar unutulmaya yüz tutmuş doğal güzellikleri bir bir hatırlatıyor. Bir zamanlar mahalle arasında yankılanan “çömlek eti”, “alaca teneme”, “macuncu” gibi sesler, onun dizelerinde yeniden canlanıyor. “Zararı yok nüfusumuz otuz binde kalsın, tanıdık yüzler istiyorum” satırları, betonlaşan şehirde kaybolan samimiyetin, içtenliğin ve tanışıklığın ne denli değerli olduğunu gözler önüne seriyor.
Uşak’a özgü deyimlerle, mekanlarla ve insan profilleriyle örülü şiir; çocukların dokuz kiremit oynadığı, Halkevi Parkı’nda gençlerin göz göze geldiği, faytonların durağında beklediği o nostaljik zamanlara özlemi dile getiriyor.
"Kapıları çalmadan komşuya gitmek istiyorum, halı dibinde sındı, kirkit duymak istiyorum" diyen Keyvanoğlu, şehrin kültürel dokusunun zamana direnmesine duyduğu arzuyu güçlü imgelerle yansıtıyor. Günümüzün hızla değişen kent yaşamı içinde kimlik arayışında olanlara ışık tutan bu duygu yüklü satırlar, Uşak’ın geçmişine sahip çıkma çağrısı niteliği de taşıyor. Yerel yöneticilerden tarihi mirasla ilgilenen STK’lara kadar birçok kesim için anlamlı bir yol haritası sunuyor. Mehmet Sezai Keyvanoğlu’nun bu duygu dolu dizeleri, sadece bir şiir değil; bir şehrin yitip giden değerlerine, hatıralarına ve insan sıcaklığına yazılmış içli bir mektup olarak hafızalara kazınıyor.