Muhabir: Uşak Haber Gazetesi
KALFA KÖYÜ KARA SEYDİ YATIRI?
Uşak ilinin 6,6 km güneydoğusunda Denizli-Çivril yolu üzerinde Kalfa köyü sınırları içerisinde “Kara Seydi “ ismiyle bilinen bir ulu zata ait yatır rivayet olunur.
Bu mevkide daha önce “Kara Seydi Yatırı ” bulunmakla birlikte 1980’li yıllarda Uşak Belediyesi’nin mezbahane yapımı sırasında yıkılmış ve kaybolmuştur.
Uşak-Çivril yolu üzerinde Tedaş binası karşısı-Gökçe Grup(Mobilya)arkasında hala “Kara Seydi Çeşmesi”olarak bilinen devşirme taşlarla yapılmış kitabesiz bir hayrat bulunmaktadır.
Bölge insanı tarafından kutsal kabul edilen Kabaklar köyünden başlayan,Muharremşah köyü Çakmak dede türbesi üzerinden devam eden zikir yolunun Kara Seydi türbesinde son bulduğu rivayet olunur.Kabaklar köyünde ki Alaaddin Uşşaki nin elinde def ile bu yol üzerinden tasavvuf yolunda ki yoldaşları belli aralıklarla ziyaret ettiği rivayet olunur.
Osmanlı Vakıflar Arşiv kayıtlarında “Kara Seydi Zaviyesi ve Mezrası” ismiyle vakf-ı kadimden(Germiyan döneminden nakl olunan) olarak kayda geçmiştir. 233 akçe hâsılıyla kayda geçen Karaseydi mezrası anlaşılacağı üzere zaman içerisinde zaviye ve etrafında şekillenen mezra tipi bir yerleşim mevcuttur.
Anadolu genelinde kara ile adlandırılan köy sayısı 1022, ak ile adlandırılan köy sayısı 400, sarı 230, kızıl 210, akça 165, boz 108, yeşil ile adlandırılan köy adı sayısı 85 adettir. Rus Türkologlardan L.N. Lezina ve A.V. Superanskaya’nın hazırladığı “Bütün Türk Halkları” adlı onomastika sözlüğünde 400 Türk boy, oymak ve obasının adının başında “Kara” kelimesi yer almaktadır. Karakoyunlu, Kara Avşar, Kara Bahşilü, Kara Baldır, Kara Bolgar, Kara Tatar, Kara Kidan, Kara Budak, Kara Kurdlu, Kara Kanlu vs.. gibi yüzlerce oymak ve oba adı saymak mümkün.
Peki acaba hiç düşündük mü? Türkler “kara” ve “ak” sözcüklerini neden bu kadar seviyor ve bu kadar çok kullanıyorlardı? Bunun herhalde en başta gelen sebebi, bu kelimelerin bildiğimiz beyaz ve siyah anlamları dışında daha başka meziyet, üstünlük ve alçaklık anlamları içeren manalara sahip olmasıdır. Bugün bizler “kara” kelimesini özellikle “kara haber”, “kara gün”, “kara yüzlü” ibarelerinde olduğu gibi, hep olumsuz anlamıyla kullanıyoruz. “Ak” kelimesi de öyle. Ama atalarımız bu kelimelere çok başka anlamlar yüklemişlerdi ve belki de bu iki kelimeyi bugün bizim kullandığımız anlamlarıyla çok daha az kullanıyorlardı.
“Kara” kelimesiyle başlayalım. Bu sözcük Türklerde yön belirlemek için kullanılıyordu. Karadeniz =Kuzey Denizi; Akdeniz= Güney Denizi. Demek ki atalarımız “kara” kelimesini “kuzey”, “ak” kelimesini “güney” anlamında kullanıyorlardı. Dolayısıyla Karakoyunlu ve Akkoyunlu kelimeleri etnik tanımlama olarak “Kuzey Hunları” ve “Güney Hunları” anlamındadır. Yoksa bazı safdillerin doktora tezlerinde işledikleri gibi, halk etimolojisine dayanarak, Karakoyunlular için “Bu kabilede bütün koyunlar kara idi ve ak renkli koyunlara rağbet etmezler, bu yüzden onları hemen keser ve yok ederlerdi.” yahut aksi gibi saçma tezler ileri sürmeleri ancak gülünç şeylerdir. Bilindiği gibi Hunlarda resmi protokollerde hakan veya yabgu nezdinde en itibarlı yer sol taraf, Gök-Türklerde ise sağ taraftı. Göktürklerden sonra Selçuklular, Karahanlılar, Harezmşahlar, Osmanlılar, Timuriler ve diğer Türk devletlerinde de hep bu protokol kuralı geçerli olmuştur. Örneğin Timur, misafirlerini daima sağ tarafına oturturdu ve sol tarafı hep kadınlara tahsis edilmişti. Bunun sebebi Gök-Türklerin yön olarak doğu ve batıyı, Hunların ise kuzey ve güneyi esas almalarıydı. Hunların Çin kaynaklarında geçen adı “Hyung-nu”dur ki, Türkologlar bu kelimeyi “koyunlu” olarak çözmüşlerdir. Kara ve Ak’ın “kuzey” ve “güney” anlamına biraz önce işaret ettik. O halde Karakoyunlu ve Akkoyunlu kelimelerinde koyun rengi aramak saçmalıktan başka bir şey olamaz. Kaldı ki, bu iki kabilenin Türkistan’da geride bıraktıkları bâkiyeleri hâlâ vardır ve onların adı “Kara-koylu” ve “Ak-koylu”dur. “Koylu” “koyunlu” demektir.
Kara kelimesinin bir diğer anlamı “güçlü” demekti. Karahan kelimesi de “güçlü han” anlamına geliyordu ki, Karahanlılar devletine onların kullandıkları lâkap sebebiyle bu isim verilmiştir. Mesela Hazarlarda bir kabilenin adı Kara-çur’du. Çur, çor veya çura “kahraman” demektir. Ama bu kelime daha sonra bildiğimiz “siyah” anlamında da etnik tanımlamalarda kullanılmıştır ki, Karakalpak bu konuda verilecek en güzel örneklerden biridir.
Tuhaftır ama, atalarımız aynı kelimeye tahkir anlamı da yüklemişler. Gök-Türk kitabelerinde geçen “kara bodun” ifadesi “vergi ödeyen sıradan halk” anlamında kullanılmıştır. Aynı kelime bir de “bağımlı”, “bir başkasının gölgesine sığınan”, mecazi olarak “küçük”, “zayıf” anlamı da ifade ediyordu. Örneğin Kara-Kitay veya Kara-Kitan dediğimiz halk, Çin’de büyük bir devlet kurmuş olan Kitaylardan kopma bir halktı ve onlara bağımlıydı. Türkişler iki kola ayrıldıklarında birinin adı “Kara-Türkiş”ti. Kırgızlardan kopan ve ayrı yaşayan bir grup Kırgız’a “Kara-Kırgız” denilmekteydi ve burada “kara” kelimesi kesinlikle bu Kırgızların rengine işaret etmek için kullanılmıyordu. Türk tarihinde daha bunun gibi daha yüzlerce örnek vardır.
Buna karşılık “ak” kelimesine “güney” anlamının dışında üstünlük, yücelik anlamı yüklenmişti. Nitekim Türkistan Türkçesinde “ak süyek”, “kara süyek” ifadeleri vardır. “Ak süyek”, hakim sınıf, zâdegân sınıfı, asil tabaka, soylu, beyzâde anlamındadır. Kara süyek ise “tebaa” anlamında kullanılıyordu. İngiltere’deki Lordlar Kamarası ile Avam Kamarası’nın bir türü. Timurîlerin saltanatını yıkarak Türkistan’ı hâkimiyet altına alan Altın Orda’nın Rus kılıç artığı Şeybanîler zamanında bu “ak” kelimesi yerini “taze” kelimesine bıraktı. Böylece Türkistan’da “Özbek” ve “Taze Özbek” kelimeleri ortaya çıktı. Altın Orda’nın bakiyeleri olarak Türkistan’a gelen Kıpçak-Moğol karışımı Tatarlar kendilerini yerli halktan ayırmak için “taze Özbek” sıfatını kullanmaya başladılar. Yerli halktan kız alıp vermediler. Çünkü onlara göre yerli halkı teşkil eden “Özbek”ler, kara bodun, kendileri ise asilzade sınıfıydı. Bu kelime 1936 yılına yani “sınıf farkları”nı ortadan kaldıran sosyalist rejimin çıkardığı kanuna kadar kullanıldı.
Anadolu’da “Kara Seydi” isimli yerleşimler;
Kara Seydi Mahallesi;Erzurum ilinin İspir ilçesine bağlı bir mahalle
Kara Seydi Zaviyesi; Alâiye sancağı Manavgat kazasında bir tasavvuf ocağı
Kara Seydi Köyü; Manisa ili Akhisar ilçesine bağlı bir köy
Kara Seydi Türbesi; Kastamonu ili Taşköprü fethine katılmış Cami’-i Kebir Mahallesi’nde Yazı Sokağı’nda mescid-i şerif ittisâlinde kabri bulunan ulu zat
Uşak şehri ; 13.yüzyılda Bizans elinden Selçuklu hakimiyetine geçtiği devirden bu yana peyderpey Türkmen iskanlarıyla şekillenen Türk-İslam şehridir.
Selçuklu fetihleriyle yerleşime açılan Anadolu coğrafyasında; Bizans hakimiyetinin sonlanmasıyla Bizans tebası İzmir,İstanbul ve Antalya yönünde göç ederek Batı Anadolu’nun iç bölgeleri ıssızlaşır.
Batı Anadolu coğrafyasında Selçuklu fetihleri sonrasında Bizans’ın Yunan asıllı idareci ve seçkin tebası göç etmeyi tercih ederken,geride Selçuklu’ya set olsun diye yerleştirilen Hristiyan Kıpçak Türkleri ile Bizans yönetiminden bunalmış halk kitleleri kalmıştır.
Selçuklu devleti Orta Asya’dan gelen Alp-Eren kimlikli Türk beyleri liderliğinde ki büyük Türk aşiretlerini Bizans dönemi ticaret yolları ve inanç merkezleri üzerine iskan eder.
XIII. yüzyıl ikinci yarısında yani Moğol istilasını müteakip Kütahya-Eskişehir arası dağlarda 200 bin çadır (hane) halkının yığıldığını kaynaklar zikretmiştir. Bu dönemde Kütahya, Isparta, Uşak gibi sahalarda yoğun bir biçimde Türk iskânı gerçekleşmiş, yüzlerce yeni köy kurulmuş ve konar-göçer Türkmen boyları, tasarruf etmeye başladıkları yaylak ve kışlaklar ile yerleştikleri köylere Türkçe adlar vermeyi sürdürmüştür.
Kara Seydi Zaviyesi ve Mezrası; Hem kuzeyden Eskişehir-Kütahya-Uşak ve Denizli hattını birbirine bağlayan önemli bir ticaret yolu üzerinde olup ,hemde Bizans döneminden kalma önemli bir Hiristiyan inanç merkezi olan manastır yıkıntıları üzerinde kurulmuştur.
Uşak‟ın Rum mübadillerinden Rum Pandazoğlu ailesinden “Vatan Vatanım Ma Patrie Uşak “ isimli eserin yazarı Kostas Pandazoğlu ; “Kara Seyde”denilen yerde Aya Yorgi adıyla bir manastırın varlığından bahsediyor.
Aya Yorgi; Ortodoks, Latin Katolik,Anglikan,Doğu Katolik Hristiyan dünyasının en itibar gören kutsal şahıslarından biridir. Aya Yorgi, Kutsal Topraklar(Filistin)'de ki Hristiyanların idamına karşı çıkan muhtaçlara yardımın ve inanç sahipleri için cesurca dikilmenin güçlü bir timsali olarak görülüyor.
“Vatan Vatanım Ma Patrie Uşak “ isimli eserin yazarı Kostas Pandazoğlu ;
“Aya Yorgi Manastırı'nın harabeleri altında bazı ikonalar, bir mermer aslan heykeli ve altından ibadet araç-gereci bulunduğunu ve bunların Yunan ordusu tarafından Atina'ya götürüldüğünü yazıyor. Bu manastırda özellikle 23 Nisan panayırlarının düzenlendiğini ve bütün Rum ailelerin burada piknik yaptıklarını söylüyor. Türklerin de bu şenliklere Hıdırellez adı altında katıldıklarını yazıyor. “
Selçuklu toplumunda dergah, ulema ve şeyh kritik bir üçgen teşkil eder. En mühimi tasavvuf ehlinin, sufinin, Selçuklu’ dan bu yana bir ecnebi çekme, bilhassa gayri müslimi, din dışı olanı ehlileştirme hassasıdır. İslam olmayanı tedricen İslamlaştırma zembereği dir.
Yorumlar