BAYRAMDA OTOBÜS FİRMALARINA EK SEFER BAYRAMDA OTOBÜS FİRMALARINA EK SEFER

Özlem Pekcan: Merhaba Yiğit Bey. Bence harika olur.

Yiğit Emir Ahi: Kitabınızın ismi oldukça ilgi çekici. Bir öyküsü var mı?

Özlem Pekcan: Evet. Hem de hoşlukla hatırladığım bir öyküsü var. Bildiğiniz gibi “Deniz Kabuğunun Şarkısı” kısa öykülerden oluşuyor. Kitabı yazmayı bitirdiğimde isim vermekte biraz zorlandım açıkçası, ben de daha evvel yani ilk öykü kitabımda yaptığım gibi Dorlion Yayınları Genel Yayın Yönetmenine kitapta yer alan öykü isimlerinin listesini gönderdim ve bunlardan birini seçmesini rica ettim. Beni kırmadı eksik olmasın ve “Deniz Kabuğunun Şarkısı”nı seçti. Hiç beklediğim bir öneri değildi açıkçası. Ancak kitap ismini aldıktan sonra karakterinin de değiştiğini aniden büyülü bir havaya büründüğünü fark ettim tıpkı içindeki fantastik öyküler gibi. Hemen de benimsedim.

Yiğit Emir Ahi: Sormadan geçemeyeceğim, öyküde ne anlatılıyor?

Özlem Pekcan: Aslında kısacık bir öykü bu. Aşk, kıskançlık ve deniz kabuğundan bir kolye hakkında. Yıldızlara ait bir kadınla bir balıkçı arasında deniz kıyısında başlayan aşkın yine aynı kıyıda kıskançlık ve inançsızlık yüzünden bitişini anlatıyor.

Yiğit Emir Ahi: Kitapta yer alan diğer öykülerden de biraz bahseder misiniz?

Özlem Pekcan: Elbette. Kitapta birbirinden bağımsız yirmi öykü bulunuyor. Anlatılar; sevdiği adamın aşkını ancak bir prensten çaldığı kalp sayesinde elde eden güzel kadınla başlıyor. Hemen akabinde çakıl taşına tutulan dev ile devam ediyor.

Sonrasında şehzadesini öldürmeye yeminli sâki kız, konakladığı her tür cisim ve bedende varlığını sürdüren özgürlük sevdalısı zerre, ölümsüzlük kazanmak için kral kocasının yüzüğünü çalan kadın, zenginlik ve servet elde etmek için bilmediği bâkir coğrafyada hunharca işlediği cinayet sonrası vicdan azabıyla cezalandırılan adam çıkıyor okurunun karşısına.

Bunların ardından mazlum güzelin dileğini tutan şafak yıldızı, bahçe makasından kaçan iki boyutlu genç kız, külüyle şifa getiren Zümrüdüanka, başka türlü bir kurbağa prens, bir deniz kızı ve bir hayaletin ölümlülere duydukları aşk, eski lambadaki cin, kendi rüyasında mahsur kalmış kadın geliyor.

Kitap birbirlerine sevdalı iki ışık huzmesi ve sonrasında inadı yüzünden bilinen dünyaların sonunu getirmek üzere olan kralın yeryüzünde kalan son kar tanesini arayışı ile sona eriyor.

Yiğit Emir Ahi: İlginç öyküler gerçekten. Peki bunlar arasında özel olarak sevdiğiniz ya da tercih ettiğiniz bir tanesi var mı?

Özlem Pekcan: Böyle bir şeyi düşündüğümde tercih yapamıyorum Yiğit Bey. Ama şunu rahatlıkla söyleyebilirim, kitabın tamamı benim için özel bir anlam ifade ediyor.

Yiğit Emir Ahi: Nedir o?

Özlem Pekcan: Kitap üstünde çalışmaya başladığımda hayatımda da bazı değişiklikler oldu. Kimi ilişkiler bitti, kimileri yenilendi, kimiler başladı. O zaman şunu anladım, her şeyin ve herkesin vadesi var etrafımızda. Bazısı belirli süreli bazısı sürekli. Serbest bırakmak gerek.

Bunun yanı sıra beraber yol yürüdüğünüz insanlarla paylaşabildikleriniz de önemli. Bana göre herkes aynı hayale sahip olabilir ve kimse aynı hayali kuramaz. Ama bütün hayaller paylaşılabilir. Şöyle anlatabilirim bunu. Herkes bir ev sahibi olmak isteyebilir. Bu aynı hayal. Ancak kimininki pembe pancurludur, kiminin pancuru bile yoktur. Bu da aynı hayal değil. Buna mukabil hayaller paylaşılabilir.  Bu sebeple, kitabı yazarken öğrendiğim bu önermeyi her fırsatta tekrarlıyorum ve diyorum ki; hayallerimizi paylaşanlarla yürüyelim. Zira hayattaki esenlik ancak bu şekilde sağlanıyor.

Yiğit Emir Ahi: Pek âlâ. Yeni çalışmalarınız var mı? Şu an neler yapıyorsunuz?

Özlem Pekcan: Yakın zamanda nehir söyleşi türünde bir çalışmam yayınlandı. “Çarıklı Diplomat”. Kıymetli bir Dışişleri Bakanlığı mensubu olan Vahit Özdemir’in anılarını anlattığı bir kitap bu. Bana kalırsa belgesel tadında ve ileride referans kaynak olacak bir eser. Çünkü kitapta yer alan anılar Kurtuluş Savaşı ile az öncesine kadar uzanıyor ve yakın tarihimize ışık tutuyor. Atatürk’ten İnönü’ye, Celal Bayar’dan Menderes’e, Demirel, Ecevit ve Erbakan’dan günümüze kadar ülkemizden; ayrıca Rıza Şah Pehlevi’den Humeyni’ye, Walesa’dan Shevardnadze’ye, Arçil ve Şota Arveladze’den Sepp Piontek’e kadar dünyadan pek çok tarihi, siyasi ve ünlü kişilik, bunların yanı sıra kentler, ülkeler, hatıralar ve olaylar kendilerine yer buluyorlar “Çarıklı Diplomat” ta. Ayrıca Vahit Bey’in anlatısı o kadar akıcı ve hoş ki zamanın nasıl geçtiğini anlamıyorsunuz bile.

Bir diğer çalışmam da “Unutturmadıklarımız Serisi”den. Ahmed Vefik Paşa’nın ünlü Fransız yazar Molière’den çevirisini yaptığı Zor Nikâhı (Le Mariage Forcé) ve Tabib-i Aşk (L’Amour Médecin) adlı iki tiyatro eserinin günümüz diline yakınlaştırılması. Tek kitap halinde yakında çıkar sanıyorum.

Yiğit Emir Ahi: Sohbetimizin sonuna geliyoruz artık. Son bir sorum daha var Özlem Hanım. Size bir seçme şansı verilseydi hangi yazarın, hangi eserini yazmış olmayı isterdiniz?

Özlem Pekcan: Çok hoş ve yaratıcı bir soru bu. Aslında okuduğumda her beğendiğim kitabı yazmış olmayı isterim ben. Ancak sorunuza da düzgün bir cevap vermek istiyorum. Mesela, Boris Vian’ın Günlerin Köpüğü, bir de Italo Calvino’nun Atalarımız üçlemesi harika olurdu. Ayrıca Reşat Nuri’nin Çalıkuşu ile Orhan Veli’nin şiirlerinden herhangi birine de hayır demezdim. Bence bu liste daha uzar gider Yiğit Bey.

Yiğit Emir Ahi: Söyleşimizin sonuna geldik Özlem Hanım. Bu güzel söyleşi için size teşekkür ediyor ve yolunuzun açık olmasını diliyorum.

Özlem Pekcan: Ben de size teşekkür ediyor, aracılığınızla bizi okuyan herkese selam, saygı ve sevgilerimi iletiyorum.

Muhabir: HABER MERKEZİ