(ÖZEL HABER ) - Dönemin Kütahya Mebusu Uşaklı Besim Atalay’ın annesi Halime Hanım ile kız kardeşi Ayşe’nin şehit edilmesi ve ardından aynı mezara defnedilmeleri, kurtuluşun hangi bedellerle geldiğini gösteren en çarpıcı hikayelerden biri. Uşaklı Araştırmacı ve Belgeselci Alp Arslan Dur, anne-kız iki şehidin hikayesini tarihi kayıtlar üzerinden yeniden gündeme taşıdı. Uşak için 1 Eylül 1922, iki yılı aşkın Yunan işgalinin sona erdiği ve Türk ordusunun şehre girdiği gün olarak hafızalara kazındı. Ancak kurtuluşa giden son günler yalnızca zafer sevincinin değil, yangınların, yıkımın ve can kayıplarının da yaşandığı bir dönemdi. Uşaklı Araştırmacı ve Belgeselci Alp Arslan Dur, Uşak’ın yakın tarihine ilişkin çalışmalarında bu acıların arasında unutulmaması gereken bir anne ile kızın hikayesine dikkat çekti.

Hikayenin merkezinde Milli Mücadele döneminin önemli isimlerinden Uşaklı Besim Atalay’ın annesi Halime Hanım ile kız kardeşi Ayşe var. Alp Arslan Dur, Uşak’ın kurtuluşunun diğer yüzüne dikkat çekti. Uşak’ın kurtuluş sürecine ilişkin tarihi kayıtları değerlendiren Araştırmacı ve Belgeselci Alp Arslan Dur’un aktardığı bilgilere göre, Türk ordusunun şehre yaklaştığı sırada Uşak oldukça ağır günlerden geçiyordu. Yunan birlikleri geri çekilirken şehirde büyük bir yangın yaşandı. TBMM kayıtlarına yansıyan bilgilere göre 650 ev, 100 mağaza ve dükkanın da aralarında bulunduğu toplam 801 yapı yakıldı.

Dur’un üzerinde durduğu nokta ise bu büyük rakamların arkasında kalan insan hikayeleri. Yüzlerce yapının yandığı şehirde insanların yalnızca evlerini ve iş yerlerini değil, yakınlarını da kaybettiği o günlerden bugüne ulaşan en çarpıcı hatıralardan biri Atalay ailesine ait.

Alp Arslan Dur’un tarihi kayıtlardan aktardığı olayın geçmişi Uşak’ın işgal yıllarına uzanıyor. Uşak işgal altındayken dönemin Kütahya Mebusu Besim Atalay’a annesi ve kız kardeşini Ankara’ya götürmesi tavsiye edildi. Ancak TBMM kayıtlarına yansıyan anlatıma göre Atalay bunu kabul etmedi. Besim Atalay’ın kararını şu sözlerle ifade ettiği aktarılıyor:

“Herkesin ailesi Uşak’ta iken ben ailemi Ankara’ya götüremem.”

Böylece annesi Halime Hanım ile kız kardeşi Ayşe Uşak’ta kaldı. İşgalin sona ermesine çok az bir zaman kala Atalay ailesinin hayatını değiştiren olay yaşandı.

Alp Arslan Dur anlattı, Ayşe yangına koştu

Uşaklı Araştırmacı ve Belgeselci Alp Arslan Dur’un aktardığı yerel tarih anlatımlarına göre, Türk ordusu Uşak’a yaklaşırken şehirde çıkan yangınlar hızla yayılıyordu. Besim Atalay’ın kız kardeşi Ayşe ise kendi canını kurtarmak yerine yangından zarar gören komşularına yardım etmeye çalıştı. Ayşe, yangını söndürmek için su taşıdığı sırada bir Yunan askeri tarafından vuruldu. Kızının çığlığını duyan Halime Hanım da dışarı çıktı. O da vuruldu. Ayşe olay yerinde hayatını kaybederken ağır yaralanan annesi Halime Hanım birkaç gün daha yaşadı.

Akademik kaynaklarda da Besim Atalay’ın annesi ile kız kardeşinin Yunan birliklerinin Uşak’tan çekildiği sırada şehit edildiği bilgisi kayıt altına alınmış durumda. Halime Hanım’ın son isteği kızının yanına gömülmek oldu. Alp Arslan Dur’un dikkat çektiği tarihi anlatının en dokunaklı bölümlerinden biri ise ağır yaralanan Halime Hanım’ın son günlerinde yaşandı. TBMM tutanaklarına yansıyan anlatıma göre Halime Hanım’ın çevresinde torunları ağlıyordu. Türk ordusu artık Uşak’a girmiş, işgal sona ermişti. Halime Hanım, vatanın kurtuluşunun böylesine büyük bedeller gerektirdiğini dile getirerek yakınlarını teselli etmeye çalıştı. Ardından son isteğini söyledi.

Hayatını kaybettiğinde kızı Ayşe’nin yanına gömülmek istiyordu. Anne ile kız aynı mezarda buluştu. Halime Hanım’ın ölümünün ardından Besim Atalay annesinin vasiyetini yerine getirdi. Anne ve kız aynı mezara defnedildi. Annesini ve kız kardeşini kaybeden Besim Atalay’ın mezar taşına yazdırdığı aktarılan iki dize ise o günlerden bugüne ulaştı:

“Burası mezar değil, bir kalp gibi atıyor

Anne-kız iki şehit, kucaklaşmış yatıyor.”

Uşaklı Araştırmacı ve Belgeselci Alp Arslan Dur’un yeniden hatırlattığı bu iki satır, bir ailenin yaşadığı acının ötesinde Uşak’ın işgal yıllarında ödediği bedelin de hafızasını taşıyor. Alp Arslan Dur’un gündeme taşıdığı Halime Hanım ile Ayşe’nin yaşadıkları, Uşak’ın kurtuluş tarihinin yalnızca askerî gelişmeler ve tarihler üzerinden okunamayacağını da ortaya koyuyor. Uşak’ın 1 Eylül 1922’de kurtuluşu anlatılırken Büyük Taarruz, Türk ordusunun şehre girişi ve Yunan birliklerinin geri çekilmesi tarihi tablonun ana başlıklarını oluşturuyor. Ancak Dur’un çalışmalarında dikkat çektiği gibi bu büyük tablonun içerisinde evini, yakınlarını ve hayatını kaybeden Uşaklıların ayrı ayrı hikayeleri bulunuyor. Halime Hanım ile Ayşe’nin hikayesi de bunlardan biri.

Bir kız, şehir yanarken komşularına yardım etmek için dışarı çıktı. Bir anne, kızının çığlığına koştu. Bir evlat, annesiyle kız kardeşini aynı mezara koydu. Ve başuçlarına yalnızca iki satır bıraktı. Aradan 104 yıl geçti. O mezar taşındaki iki dize hala Uşak’ın hafızasında bir kalp gibi atıyor.

Muhabir: Yavuz Kuşdemir